Çin Yeşili Kalemin Peşine düştüm, Boğazın esrarengiz sularında çürüyen zırhın içinden
sürekli beni izleyen gözden kurtulamadım bir türlü.
Şehrin işaretlerini izlemek zordu,
renklerimi çaldın benden.
Sözcüklerinin büyüsüne kapılarak
rahiyamı bıraktım tüm sayfalara.
Kaybolan rüyamın peşinde,
her uyandığım sabah aynı soruyu sordum kendime:
Kimim Allah aşkına ben?
Şehrin gizli dehlizlerinde,
kara zindanlarında ürpererek dolaştım.
Alaaddin’in dumanında kaybolmamak…
Bütün o zaman boyunca
ben sende yaşadım.
Zira zatıma mirat edindim zatını.
Yetemedim bir türlü — hepimiz O’nu bekliyorduk, gelmedi.
Hikâyelerin içinde kaybolup gitti kahraman.
Doğu, Batı bir yerde olup
ikisi câlis âyineye girdi aks-ü âkis.
Karlı gecenin aşk hikâyelerinin
en sadık dinleyicisiydim ben.
Sırlarını kimseye ifşa etmedim.
Gazete kupürlerini, ansiklopedilerini tek tuşa değişmedim.
Hâlâ en sadık okurunum,
sayfaların arasında sere serpe yatarken ben.
Katili arıyorken bütün şehir,
gecekondunun damında yakalanları da
cansız mankenlerin 0 beden olduklarını da söylemedim.
Balmumuna sokulmuş kesik baş kimin bilirim,
tek söz etmedim.
Gizli yüz gösterince kendini çözülecek,
binlerce sır bilinecek
Hüznü en iyi ben bilirim oysa.
Boş bir evde ne var üzülecek?Bülbül âşıkken bana sen aşktan dem vurursun.
İşsiz güçsüz adamlara hikâye anlatmak seninkisi.
Harflerin esrarı ve esrarın kaybı
düpedüz delilik bu.
Rengimi çaldın ya benden, yetmedi.
Şehrin bütün itlerine işettin incecik gövdemi.
Yediveren olmaktı muradım, olmadı.
Bülbülün dikenime dayayarak kalbini verdiği
rengini isterim senden.Beyazıma kıydın önce, yetmedi kanıma dokundun.
Oysa en sadık okurundum.
Sırları ifşa etmek de ne demek?
Bir türlü yetinmedin, harflerin büyüsünü bozdun.
Kaf Dağı’nın gazabına uğrayacaksın çok yakında.
Masumiyetim kalmadı sayende,
mahremiyete müze kurmak senin neyine?
Ağlama, ah lütfen ağlama.
Mütevazı olmayı öğrendim deme bunca yıl sonra,
kimse inanmaz sana.
Karda yürüyüp aynı ayak izleriyle dönemezsin geriye, unutma.
Kafa seslerinle konuşmakta senin eserin.
Şahsi görüş, resmi görüş,
neye niyet neye kısmet…
Tüm sözcükler yapıştı parmaklarına, unutma.
Bir türlü silemiyorsun.
Silgi bile darılmış.
Fırçalar kurumuş, terebentin çözemiyor,
tualler dağılmış, renkler bildiğimiz siyaha çıkıyor.
Adada tutsak kaldın, ilacı olmayan bir hastalık bu.
Anka kuşunun kanat çırpışlarından başka ses duyamayacaksın yakında.Ne vardı tüm kutsallara dokunacak?
Dört bir yanın deniz, tüm gemiler demir almış.
Bir sandalın bile kalmamış.
Vakti gelince gitmenin adını bile bilemedin.
Gölgeler ülkesi seni bekliyorken gidecektin.
Sahi neden yaptın?
Sırf zevkin için beni koparıp
sayfanın arasına koymayacaktın.
Nurten Yurt Demircioğlu

Yorum bırakın