ANNE – OĞUL PARKTA

Anneyle oğulu yan yana bir bankta, parkta görürdüm. Doğancılar Parkı, Üsküdar’ın yokuşa sarınca tepesindeki köşede sizi karşılar, dört ayrı kapısıyla buyur ederdi. Asırlık çınarların gölgesi, çamlar, küçüklü büyüklü ağaçları, çiçekleriyle dinlenme, nefes alma, düş kurma yeriydi.

Onlar hep yan yana, aynı bankta oturur, kuşları seyrederlerdi. Havuz etrafında şırıldayıp akan suları, tarihe tanıklık etmiş Aslan ve Doğan heykellerini seyredenler ayrıydı. Bazıları içinse kum havuzunda koşuşan, salıncakta sallanan, bağrışan afacanları izlemek keyifti. Baloncu ve pamuk helvacının hedefi çocuklardı.

Güvercinler insanlara çok alışmış, neredeyse uçmadan yerde gezinir, buğdaycıdan yem alanları beklerdi.

Anne, hayli geçkin yaşına rağmen her gün giyinip kırklarındaki oğluyla gelir, aynı banka otururdu. Saatlerce kuşlara bakarlardı. Bazen yabancılar kazara banklarına oturduysa çaresiz başka bir banka geçerler, ikisinin de gözü o bankta olurdu.

Bembeyaz saçlarını yarıdan sonra kapatan eşarbı, eprimiş ama şık pardösüsü ve elinde kısa saplı deri çantasıyla anne, her zaman bir hanımefendi görünümünde oturur, kimseyle ilgilenmezdi. Ara sıra kuşlar bir havalansa, yüzünde ifadesi az, küçük gözleri yuvalarından çıkacak gibi heyecanlanan kırklı yaşlardaki oğlun dudak kenarında minik bir gülümseme belirirdi. Parkta oturacaksam mutlaka onlara yakın bir bank seçer, uzun uzun incelerdim. Neden bu kadar etkilerdi beni onların yalnızlığı, bilmem.

Anneyle oğulu sadece pazar alışverişinden dönüşte, yokuşu tekerlekli arabayı çekerken görürdüm. Oğlun tertemiz pantolonu, bir deri kemerle koca göbeğinin üzerinden tutturulmuş; annesinin bir adım arkasında, makosenlerini ayaklarını kaldırmadan yere sürterek ilerlemesi dikkatimi çekerdi. Herkesin birbirine aşina olduğu, Üsküdar’ın yeni yeni göç aldığı yıllardı.

Mesela onları Salacak’ta, viran iskelede, yokuştaki Müsaipzade Celal Tiyatrosu’nda, sonraki Bafra Pideci’de hiçbir yerde görmezdim. Birkaç kez de hep aynı eczaneden ilaçlarını alırken, anne oğul reçeteleri ellerinde görmüştüm.

Park genelde sessiz, dingin olurdu; okul çocuklarının çıkış saati, akşamüstü afacanların park saati hariç. Şehirden ayrı, çok dingindi.

Bir süre her ikisini de görmez oldum. Parkın ağaçları gibi demirbaş buğday satıcısına hâl hatırdan sonra onlardan söz açınca,
“Ah abim sorma,” dedi.
“Bir gün park kalabalık. Kimse fark etmeden yabancı birkaç genç gelip bağrışarak bunların oturduğu bankın yakınında taşkınlık yapıyor. Oğlan korkup annesine yaklaşıyor, gitmek istiyor. Gençler alay edip ‘Nereye otur, bizden zarar gelmez’ falan deyip gittikçe coşuyor, bankları sallamaya başlıyor. Kuşlar ürküyor, hepsi havalanıyor. Oğlan bağırıp kulaklarını kapatıyor, koşup üst kapıdan kaçıyor. Ortalık karışıyor; bağrışmalar, gürültüler… Anne çaresiz, zaten zor yürüyor. ‘Oğlumu tutun’ diye bağırdıkça gençler avaz avaz gülüyor. Tanıyanlar koştu, bekçiler geldi, delikanlılar kaçtı. Çok aradılar. Oğlanın buradan kaçtığı yetmezmiş gibi, karşıdaki çiçekçi adam görmüş; o anda itfaiye karşı yoldan geçiyormuş. Onun sesiyle de bu iyice korkmuş, kulaklarını tutup ağlayarak aşağılara koştuğunu görmüşler. Tam iki gün sonra metruk bir evin kapısında ağlarken buldular. İyice korkmuş. Annesini görünce çok tepinmiş. Koca adam dersin; saçları dökük, beyazlamış ama o tam bir çocuktu.”

Bir daha ne annesi geldi ne kendisi. Çok korktular o gün. Tek eğlenceleri bu kuşlardı; arada anne “tüşşş” diye sevinirdi, ne güzel. İyice hastalandı dediler. Park da artık eskisi gibi sessiz değil ki.

SERAP ALSIRT

“ANNE – OĞUL PARKTA” öğesine 2 yanıt

  1. Füsun Uzunoğlu Avatar

    Çok acıklı. Üsküdar’da doğancılarda oturdum ve o parkta büyüdüm neredeyse… Gözlerimin önünde tüm detaylar canlandı. Eline sağlık Serap’cığım.

    Liked by 1 kişi

  2. fotoayda Avatar
    fotoayda

    İnsanların birbirine karşı ne kadar acımasız olduklarını çok hüzünlü anlatan bir öykü. Teşekkürler Serap.

    Liked by 1 kişi

Yorum bırakın