Öğrenmek istediklerim için birçok konuda ChatGPT’ye başvuruyordum. Google daha az iyi geliyordu bana. Geçenlerde “Öldüğümde ne yapıyor olacağım?” diye bir sorayım dedim. Okuduğum bir öyküyü örnek aldığımı itiraf etmeliyim. Ücretsiz versiyonunu kullanıyordum tabii. Her şeyde olduğu gibi. Yaptığım harcamaların ardından “Cimri miyim?” diye sık sık sorardım ChatGPT’ye. Böyle şeyleri bile yapay zekâya sorduğumu kimseye söylemezdim.İnsanlar neler neler soruyor. Aklımıza güvenmiyor muyduk? Bilemedim. Ya da tartışılması gereken bir konu olmadığına ikna etmiştim kendimi. Çok zeki sayılmadığımı biliyordum. Beynim ortalama bir kapasiteyle çalışıyordu. Bir şeyleri algılamakta güçlük çektiğimi de biliyordum. Çok üzüldüğümü söyleyemem. Kendimi tanımam iyi geliyordu bana. Bazen de gereksiz buluyordum bu tanıma işini. Çekingeliğimi artırıyordu da ondan.
Bak şimdi, konudan saptım. “Saptım mı?” Hayır, bunu sormadım AI’ye — İngilizce yazınca daha havalı oluyor — AI’ye mi doğru yoksa AI’a mı. Neyse, boş ver ya.
“Öldüğümde nerede olacağım? Ne yapıyor olacağım? Açıklar mısın?” dedim.
Kendini çok bilmiş olarak tanımlayan makineden felsefi, bilimsel ve inanç dünyasından oluşan yanıtlar geldi.
Sonra o alete sırtımı dönüp baktım. Kendimi aylak aylak geziyor olarak gördüm. Sırtımdaki tüm yükler kalkmış, ödevler yok olmuş, sorumluluklarım bitmiş. Gerçi yaşarken de sorumluluktan kaçan biriydim ama şimdi daha rahattım. Hiçbir şeyin beni üzemeyeceği bir yerdeydim. Hemen unutulmuştum. Şimdi adını anımsamadığım yazar gibi de yapmayacaktım elbette. — Hani sürgündeyken unutulmuş olup olmadığını kendi ölüm ilanlarıyla veren adam vardı ya. — Kimse beni anmıyordu artık. Oh, ne güzel. Bu düşünce bile dünyadayken beni korkunç şekilde kısıtlardı. Şimdi kimseye aldırmadan hareket edebiliyordum. Aradığım özgürlüğü bulmuş gibiydim.
“Öteki dünya” kurgusuna hiç inanmamıştım zaten. Bazı yazarlara da bu yüzden kızgındım. Çoğuna “İnsanları niye korkutuyorsunuz?” diye mail atmıştım bir keresinde. Yanıtlama gereği bile duymamışlardı. Kendileri de biliyor olmalı şimdi işledikleri suçu. Ya da ben öyle sanıyordum. “Doğru tepkileri göstermekten çekinen, düşündüğünü söylemeye cesaret edemeyen sürüye dönüştük sayenizde.” Suçlarını sorarsınız diye yazdım son cümleyi. Bundan daha büyük suç mu olur. Hem de organize suç. İnanın.
“Ne giyeceklerine, neyi yiyeceklerine, nasıl davranmaları gerektiğine karar vermeyi bile ceza maddelerine bağlamışsınız. Dünyayı bir hapishaneye çevirmişsiniz neredeyse.” Okur detay ister diye yazdım az öncekileri. Yoksa anlamamak onlara daha kolay geliyor.
Buralarda görsem onlarla sıkı bir tartışmaya girerdim doğrusu. Şiirini yaz, kitaplarını yaz… Ne diye yüzlerce, hatta binlerce yılı belki de — robotlara da pek güvenmiyordum — korku — gotik mi desem, kozmik korku mu yoksa — edebiyatıyla dolduruyorsun? Bak, herkes kuzu gibi her şeye boyun eğiyor. İtaat ediyor. Bu muydu istediğin dünya? Oysa siz bile sürgüne gönderilmiş ya da bu dünyadan uzaklaştırılmıştınız düşüncelerinizden dolayı. Bu insanlar ne yapsın?
Yok, kaynar kazanlarmış…
Ateşte yanmakmış…
Etini kemiren canavarlarmış…
Ağaca dönüşen, taşlanan, taşlaşan bedenlermiş…
Oldu mu şimdi? Üstüne bir de “Düzen sağlıyorum” diyorsunuz. Her düzen düzen midir arkadaş? Değildir. Siz de yaşadığınız birçok şeyin düzenine karşı çıkmadınız mı? Bırakacaktınız insanlar da kendi düzensizliklerine karşı çıksınlar. Hem aşkına bile sahip çıkamamışlar var aranızda; başkasına akıl veriyorsunuz.
Öfkelendim yine. Zaten geçmişte yapmadıklarımı düşündükçe başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor. Şimdi ne olacak, artık özgür müyüm bilmiyorum? Biliyor olmanın çemberinden çıkmakla kendimi huzurlu hissederdim çoğu zaman. Şimdi de o noktadaydım.
Hiçbir şey bilmiyorum işte. Yaşasın.
HAMİT ERGÜVEN


emineaysun için bir cevap yazın Cevabı iptal et