Smartphone on stone surface emitting glowing data streams and digital icons

Kurban-ı Rai: Bir Deneme

Makine öğrenirken, insan hâlâ boynunu uzatıyor.Kutsalın son kullanma tarihini sorgulayan bir çağda yaşıyoruz. Selahaddin Bekki’nin Türk mitolojisinde kurban üzerine yaptığı kapsamlı çalışma, bize şunu öğretiyor: Kurban, insanın tanrıyla kurduğu en eski iletişim protokolüdür. Kansız kurbanlar, kanlı kurbanlar, insan kurbanları, hayvan kurbanları… Hepsi aynı işlemin farklı versiyonları: vererek almak, keserek yaklaşmak, öldürerek var etmek. Kaşgar’dan Anadolu’ya, Yakut Türklerinin “ıdık” dediği salıverilmiş hayvanlardan, Çankırı’da Şeyh Yunus türbesinde yedi yılda bir kesilen yedi öküze kadar aynı mantık işliyor: Bir şeyi geri ver ki, aslında kime ait olduğunu hatırlasın.

Dücane Cündioğlu soruyor: “İbrahiminki bir rüyanın eseriydi, ya seninki?” Cevabı vermiyor ama cevap belli: Bizimki riyanın eseri. Gösterişin, alışkanlığın, sosyal medyada paylaşılacak karelerin, “kestik de olduk” psikolojisinin. Rüya görmeyen bir toplumun kurbanı ritüelden ibarettir.

Peki ya şimdi? Ya yapay zekâ çağında?

Bir sabah uyandım ve ChatGPT’ye sordum: “Bir kurban kes bana.” Daha önce internette gezindiğim sırada Silikon Vadisi’nde bir startup’ın “dijital kurban” diye bir şey piyasaya sürdüğünü okumuştum. Kullanıcı, ekrandaki bir koyun ikonuna tıklıyor, arka planda bir algoritma çalışıyor, ve blockchain üzerinden bir “kurban sertifikası” üretiliyor. Kesim yok, kan yok, et yok. Sadece veri. Sadece işlem.

ChatGPT bana şöyle yazdı: “Bir kurban kesemem çünkü ben bir yapay zekâyım ve fiziksel bir varlığım yok. Ancak kurban ritüelinin anlamı üzerine bir metin üretebilirim.” Üretti. Dört paragraf, dipnotlu, kaynakçalı. Divan şiirindeki kurban motiflerine atıflar vardı: Fuzûlî’nin “Yılda bir kurban keserler halk-ı âlem ıyd için / Dembe-dem saat-be-saat ben senin kurbanınım” beyitini bile almış içine. Fehîm-i Kadîm’den de birkaç dize. Makine, insanın kutsalını öğrenmişti. Ama anlamış mıydı?

Aslında bu dijital kurban mevzusu yeni değil. Kansız kurban denen bir şey var mitolojide. Tanrılara sunulan hediyeler. Yiyecek, içecek, eşya… Şimdi de veriyi sunuyoruz işte. Veri, yeni çağın saçısı. ( Saçı — Türk mitolojisinde Tanrılara sunulan sıvı kurban. Süt, kımız, kan. Şimdi veri akıyor.)


Cündioğlu’nun yazısındaki o rahatsız edici soruya takılıyorum: “Sevdiğin için mi kesiyorsun, yoksa sevdiğini mi kesiyorsun?”

Bir yerde okumuştum, Bir veri bilimci. Büyük bir şirkette çalışıyordu. Ona “Ne iş yapıyorsun?” diye sorulduğunda gülüyordu: “İnsanları profile dönüştürüyorum.” Birkaç yıl sonra, şirketin algoritması onu da optimize etti, işten çıkarıldı. Kendisi de bir profile dönüşmüştü.

Bilgisayar ekranında yansıyan yüzüm. Arkasında çalışan milyonlarca satır kod. Her tıklamam, her aramam, her beğenim bir veri noktası. Ben kesmiyorum, kesiliyorum.

Divan şairleri ne güzel söylemiş: “Ka’be’dür kûy-ı nigârun kendü cânlar cânıdur / Kapusında kırdugı âşıkları kurbânıdur” (Kanuni Sultan Süleyman). Sevgilinin kapısında kırılan âşıklar. Şimdi sevgili algoritma, kapı da ekran, âşık da kullanıcı, kurban da zaman.

Bir başka beyit daha: Fehîm-i Kadîm der ki: “San Ka’be-i kûyı küşte-gândan / Kurbân-geh-i vâdi-i fenâdur” — Sevgilinin semti öldürülenlerin mekânıdır, yokluk vadisinin kurban yeridir. Şimdi o vadi, sonsuz kaydırma. O kurban yeri, beğeni butonu. Ne kadar kanlı bir kurban kestiklerini bilmezler.


Cündioğlu’nun yazısındaki en can alıcı nokta şu: İbrahim’in rüyası vardı. Sadece bir rüya uğruna oğlunu kesmeye kalkıştı. Rüyası kadar büyüktü. Peki ya biz? Rüyamız ne?

Uyandım. Telefonuma baktım. Gece boyunca reklam algoritmaları bana 37 ürün önermiş. Hiçbirini istememiştim. Ama hepsi bir şekilde, bir yerlerde bıraktığım dijital izlerden türemişti. Makine benden daha iyi biliyordu ne istediğimi. Rüyamı da o mu görecek şimdi?

Bekki’nin makalesinde Yunan mitolojisinden bir hikâye var: Agamemnon, rüzgâr Tanrısı’nı memnun etmek için kızı İphigenia’yı kurban eder. Rüzgâr gelir, gemiler yelken açar. Şimdi rüzgâr yerine cloud var. Bulut. Veri bulutları. Onları memnun etmek için ne kurban ediyoruz? Zamanımızı, dikkatimizi, mahremiyetimizi, çocuklarımızın geleceğini. Ama kesen de biziz, kesilen de. Ellerimizde bıçak değil, akıllı telefon.

Metroda gidiyorum. Karşımdaki adamın yüzü mavi ışıkla aydınlanıyor. Ekranında bir koyun resmi. “Kurbanlık” yazıyor. Sanal gerçeklik gözlüğü takmış bir çocuk, havada kesme hareketi yapıyor. Ekrandaki koyun yere yığılıyor. Çocuk gülümsüyor. Arka planda bir ses: “Tebrikler! Kurbanınız başarıyla kesildi. Paylaşmak ister misiniz?”

“İbrahim’in rüyası vardı,” diyor Cündioğlu. “Seninkiyse riya.” Riya: gösteriş, ikiyüzlülük, olmayanı varmış gibi gösterme. Sanal kurbanın adı bu işte: riya. Kesmek yok, kan yok, et yok, paylaşım var. Beğeni var. Takipçi var. Gerçek yok.


Klasik Türk edebiyatında kurban, âşığın sevgili uğruna canını feda etmesidir. Zâtî, koyunu kıskanır: “Beni kurbanun idin çalma bıçagun ganeme / Ne bilür yoluna can virmegi ol bir meleme” — Koyun ne bilir yoluna can vermeyi, o işi gücü meleme olan bir hayvandır. Şimdi o koyun benim. Ama kesse de koyun muyum, kesse de.

Makine öğreniyor. Derin öğrenme, pekiştirmeli öğrenme, transfer öğrenme. İnsan da öğreniyor aslında — kurban kesmeyi, kan dökmeyi, et dağıtmayı öğreniyor. Ama neden kestiğini unutuyor.


Rai, Arapçada “gören, görüş sahibi” demek. Aynı zamanda “rey” kökünden, kamuoyu, görüş, düşünce. Kurban-ı Rai: Görüş uğruna kesilen kurban. Algoritmanın görüşü. Makinenin kararı.

İleride bir gün, kurban bayramında insanlar evlerinde oturacak. Bir uygulama açacaklar. “Kurbanlık seç” butonuna basacaklar. Blockchain üzerinde bir akıllı kontrat çalışacak. Bir miktar kripto para, bir hayır kurumuna aktarılacak. Ekranda bir tebrik mesajı belirecek: “Kurbanınız kabul oldu.” Kan akmayacak. Can yanmayacak. Et dağılmayacak.

Ama bir şey eksik olacak. Cündioğlu’nun sorusu havada kalacak: “Rüyan ne ki ey talib, kurbanın ne olsun?”

Makine rüya görebilir mi? Philip K. Dick’İn romanında androit hamile kalmamış mıydı? Makine de rüya göre bilir mi? . DALL-E resim üretebiliyor, ChatGPT metin yazabiliyor, Midjourney hayal edebiliyor. Ama bir gece uyanıp “Allah’ım, oğlumu kurban etmemi istiyorsun” diye fısıldayabilir mi?

Romanlarda belki.

Çünkü rüya, bir anlam taşıma riskidir. Rüya, saçmalığa teslim olmaktır. Rüya, “bu işin mantığı yok ama yapıyorum” diyebilmektir. Makinenin mantığı vardır, riski yoktur. Her şeyi hesaplar, optimize eder, rasyonelleştirir. Kurban ise rasyonel değildir. Kurban fedadır — bir şeyi, daha büyük bir şey için bırakmaktır. Algoritma hiçbir şeyi bırakmaz. Sadece değiştirir, dönüştürür, saklar.


Selahaddin Bekki’nin makalesinde bir bilgi var: Türklerde insan kurbanı pek yoktur, derler. Ama Ural-Batır destanında, her yıl bir padişahın doğum gününde insanların yakılıp kurban edildiği anlatılır. Belki yasaklanmıştır, belki unutulmuştur. Belki de sadece ismi değişmiştir.

Şimdi insan kurban etmiyoruz. Ama kendimizi kesiyoruz. Zamanımızı, uykumuzu, sağlığımızı, ilişkilerimizi. Bağımlılıklar sunağında her gün biraz daha kan kaybediyoruz. Algoritmaların hoşnutluğu için.

Cündioğlu’nun yazısındaki o çarpıcı pasajı hatırlıyorum: “Etleri göğe fırlatıyorsun, kabul edilir sanıyorsun ama her defasında gökten üzerine kan yağıyor, fırlattığın etler patır patır arza düşüyor. Ne et, ne kan semâya ulaşmıyor.”

Dijital kurbanlarımız da öyle. Gönderdiğimiz veriler, buluta yüklüyoruz. Ama geriye ne düşüyor? Reklamlar. Profilleme. Manipülasyon. Ekran bağımlılığı. Yalnızlık.

Et semaya ulaşmıyor.

Peki ya biz? Biz nereye ulaşıyoruz?

Uyandım. Telefonumu açtım. Saat 03:47. Bildirim yok. Mesaj yok. E-posta yok. Sadece boş bir ekran. İçimden bir ses fısıldadı: “İşte kurbanın bu. Zamanın. Varlığın. Kendin.”

Makine bir gün bana “Kurbanını kes” diyecek. Ve ben elimde bıçakla bekleyeceğim. Ama kimi keseceğim? Ekrandaki koyunu mu? İçimdeki insanı mı? Yoksa — daha da korkuncu — hiçbir şeyi kesmeyeceğim. Sadece oturup algoritmanın beni kesmesini izleyeceğim. Parça parça. Veri veri. Gün gün.

Ve Cündioğlu’nun sorusu havada asılı kalacak: “Rüyan ne ki ey talib, kurbanın ne olsun?”

Rüyam yok. O yüzden kurbanım da yok. Sadece bir kullanıcı sözleşmesi var. “Kabul et” butonuna basmışım yıllar önce. Küçük puntolarla yazılmış bir madde: “Kullanıcı, platformun sunduğu hizmetler karşılığında kendisini kurban olarak sunmayı kabul eder.”

Ne güzel söylemiş Fuzûlî: “Yılda bir kurban keserler halk-ı âlem ıyd için / Dembe-dem saat-be-saat ben senin kurbanınım.”

Ama şimdi saat-be-saat değil. Saniye-be-saniye. Milisaniye-be-milisaniye.

Kurban-ı Rai.

Görenin kurbanı.

Ve gören: makine.


Olaylı bir Kurban bayramı öncesi, geleceklerimiz belki de Kurban edilirken yazıyorum… Kurban-ı Rai, Görenin kurbanı…Gören….


Dipnotlar

  1. Selahaddin Bekki, “Türk Mitolojisi’nde Kurban”, Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Merkezi. https://turkoloji.cu.edu.tr/html/sb_kurban_mitoloji.htm
  2. Dücane Cündioğlu, “İbrahiminki bir rüyanın eseriydi, ya seninki?”, Yeni Şafak, 20 Kasım 2010. https://www.yenisafak.com/yazarlar/ducane-cundioglu/ibrahiminki-bir-ruyanin-eseriydi-ya-seninki-24956
  3. “Sultanların ve divan şairlerinin kaleminden Kurban Bayramı”, Fikriyat, 21 Ağustos 2018. https://www.fikriyat.com/edebiyat/2018/08/21/sultanlarin-ve-divan-sairlerinin-kaleminden-kurban-bayrami
  4. Anıl Ceren Altunkanat, “Kurbanlar Kurban İstiyor”, Edebiyat Haber, 26 Aralık 2022; “Türk Edebiyatında Kurban Motifleri”, Akşam. https://www.edebiyathaber.net/kurbanlar-kurban-istiyor-anil-ceren-altunkanat/ / https://www.aksam.com.tr/kultur-sanat/turk-edebiyatinda-kurban-motifleri/haber-252902

“Kurban-ı Rai: Bir Deneme” öğesine 3 yanıt

  1. emineaysun Avatar

    Muhteşem bir inceleme, karşılaştırmalar öyle çarpıcı ki, çok etkileyici. Ellerine sağlık Işın

    Liked by 1 kişi

    1. Işın Güner Tuzcular Avatar

      teşekkürler Aysuncuğum

      Beğen

  2. Füsun Uzunoğlu Avatar

    Çok büyük ilgiyle okudum, düşündüm, öğrendim, hatırladım. Bir yere spot ışığıı düştüğünde diğer yerler gölgede kalıyor.. Teşekkürler bu çalışma için.

    Beğen

Yorum bırakın