Yatağında yatıyordu, bedeni uzanmıştı yalnızca; bütün duyuları ayaktaydı. Kalbinin atışını duyuyor, kulakları daha çok sesleri duymak istemiyordu. Belleğinde türlü konuşmalar cirit atıyordu; duymasa da biliyor, hepsini çok iyi tanıyordu: Her sözünü gülümseterek onaylatan, kötücül düşüncelerini fütursuzca herkese duyurmaya çalışan, kendini biricik görüp kabul ettirmeye çalışan biriydi o. İçinde naralar atarak en galiz küfürler savuran, adı “bey” hitap edilen, beylikten nasibini almamış olan; sır içinde kalıp küpün dibinden en son çıkan, iyilik yapar görünürken suçlayanları da haklı gören. Evet, hepsinin sözlerini duyuyordu; yorganın altında saklanarak karanlığa karışıp olayların da sona ereceğini umarken sinirlerinin dansına mani olamıyordu. Suçlanmanın kendisiyle ilgisi olmasa da adeta sırtında taşıdığını, çocuklarının adına düşünüyor, işin içinden çıkamıyordu.
Sorunları çözmeye çalışırken “Kendisi halledecek, zannediyor” sözleriyle kendini aklamaya çalışan yine o olmuştu.
Apartmana kömür alınması, toz içinde çıkması bütün apartmanı ayağa kaldırmıştı. Eşref yapıyordu bunu. Sorumsuzluğuyla yaptıkları, zavallıca bir akıllılık değil, kurnazlıktı yaptığı. Kadının böğrüne saplanan bıçak gibiydi bu mahcubiyet. Dışardan melek görüntüsüyle dolaşan, mesleği iyi, efendi görünümlüydü oysa.
Küçük çocukları ne kadar uğraşsa çıplak ayaklarıyla soğuk beton üzerinde oynuyorlardı. Eşref böyle şeyleri dert etmeye gerek bile görmezdi; ona göre çocuklar her türlü sıkıntıyla büyüyebilirdi, her şeye bir şekilde alışırlardı. Kadın ise yerlerin soğukluğu çocukları hastalandırmasın istiyordu; onun kaygıyla titrediği yerde Eşref’in bu derin, kayıtsız rahatlığı duruyordu. Sonunda kadın taksitle halı alıp serdi yerlere.
Ertesi gün pazara gitmesi gerekiyor, çocuklara yiyecek alması gerekiyordu. Ondan isteyince kapıyı çarpıp gitmeden önce “Halıyı yersiniz!” sözü kadının yanağına inen şamardı. Elleri boşlukta kaskatı kalırken, isyan etmek yerine, “Şu arkadaşımdan para istersem verir mi, ya da ikinci kartımı kullanınca diğeri dolmaz; her ikisinin asgari ödemesini yaparak bunu hallederim” diye planlar yapardı. Evlerine gelen bir arkadaşı “Bugün çok başarılıydın, konuşman harikaydı törende, büyük alkış aldın” deyince Eşref’in yüzü asılır, kadının istediği bir şeylere adeta mani olmaya çalışır; böylece üstünlük sağladığını düşünürdü.
Gece yarılarında, evin sessizliği içinde ütünün çıkardığı buhar sesiyle gömleklerini, pantolonlarını ütüler; uygun kravatı yanına koyarak yatağın en köşesine büzülür, yarın yapacaklarını düşünürdü.
Yaşamı o kamburla sürmek zorundaydı, düşünemediği… Çocukları da onunla eğiliyordu…
Belleğindeki sesler yavaş yavaş çekilirken yorgunlukla dalıp gitmişti.
Gözlerini açtığında perdenin arasından süzülen ışık odanın en karanlık köşesine kadar ulaşmıştı.
Kadın gözlerini bir süre orada tuttu.
Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme gezindi.
İlk kez, kamburundan başka bir güç taşıdığını hissetti…
Neslihan Üstündağ

Yorum bırakın