Haberleri dinledi. Her zamanki gibi morali bozuldu. Dünyanın dertleri bitmezdi elbette ama bu kadar da fazlaydı. Sigarasını tüttürürken kahve bile keyifsizdi; acımtırak geldi ve bir böcek ilacı kokusu vardı. Neyse, hâlâ güneş doğuyor, nefes alabiliyordu.
İkinci yudumda kafasına sertçe çarpan bir şeyle irkilip elindeki kahveyi neredeyse döküyordu. Bir saniye geçmeden bir tane daha, bir tane daha… Gökten, her yerden sert kabuklu, kocaman, kıvrık ayaklı ve korkunç görüntüleriyle çekirgeler yağmur gibi düşüyordu. Bazıları kafasında, bazıları omuzlarında, kucağında, masada, fincanda, saksıdaki çiçeklerin üzerinde…
Her yerde sayısız çekirge. Ortalık, onları ve yeşilimsi kahverengi renkleriyle kaplandı. Korktuğu hâlde, yeter ki gitsinler diye elleriyle tutup balkondan atıyor, attıkça sanki havada çoğalıp geri geliyorlardı. Hatta elindeki sigarasına konup elinden yere düşürtüp hemen kemirmeye başladılar.
Bütün gücünü toplayıp:
— Nuriii! Nuriii! diye avazlandı.
Nuri, müşteriyi bırakıp bakkalın dışına çıktığında Meryem Hanım balkonda acayip el kol hareketleriyle çırpınıyor, bir yandan da:
— Nuriii! Nuriii! diye olanca sesiyle bağırmaya devam ediyordu.
Bir anlam veremediği hâlde:
— Ne oldu Meryem Hanım, hayırdır? dese de…
— Görmüyor musun? Nuri, her yerde çekirge! Hâlâ da gelmeye devam ediyor!
Sözünü bile tamamlamadan el kol hareketleri gittikçe arttı. Bazı çekirgeler kahveyi, bazıları yumruları, bazıları suyu içiyor ve her gelen bir öncekinden daha da büyük, daha sert kabukluydu. Vurdukları yerden tuhaf bir ses çıkarıyorlardı.
Nuri hiçbir şey görmedi. Meryem Hanım’ın muziplikleri bitmez diye düşünüp bakkala girmesiyle dışarı Meryem Hanım’ın çığlıklarıyla çıkması bir oldu.
— Ne oluyor Meryem Hanım? Neden bağırıyorsun? diye seslendi.
Meryem Hanım’ın aslında kimseyi duyduğu yoktu. Çığlıklarla bağırıp tepinmeye devam ediyordu.
Bakkal Nuri, elini ağzının yanına dayayıp olanca sesiyle:
— Heyyyy! Murtaza, Mahmut, İsmail!
diye seslendi. Mahalle esnafı bir bir dükkânlarından dışarı fırladı, pencereler açıldı, sokaktan geçenler durdu.
Nuri’nin neden bu kadar telaşla bağırdığını anlamaya çalışırlarken yukarıdaki balkonu işaret edip:
— Meryem Hanım ne diyor anlamıyorum. Bakkalda müşteriyi bırakıp çıkıyorum, bir bakın, dedi.
Meryem Hanım balkonda çırpınmaya devam edip:
— Kurtarın, kurtarın! Nuriii! Nuriii!
diye bağırdıkça elleriyle adeta bir şeylerle mücadele ediyor, arada yakaladığı bir şeyi fırlatıp atıyor gibi hareketler yapıyordu.
Kimse bir anlam veremedi. Balkonun altında tanıdık tanımadık gittikçe artan bir kalabalık birikti. Meryem Hanım’a ne olduğunu sordular.
Meryem Hanım’ın çığlıkları artıp aşağıdakileri azarlıyordu:
— Yetişin! Kurtarın! Çekirgeler gittikçe hem artıyor hem büyüyorlar! Yardım edin. İçeri girmek istiyorlar!
Olduğu yerde el kol hareketleri arttıkça artıyordu. Meryem ayağa kalkmasına rağmen bir adım bile atamıyordu. Çekirgeler bütün üstünü, başını, her yerini kapladı. Ortalığı göremez oldu.
Aşağıdaki sesler gittikçe arttı.
— Hâlâ ne oluyor Meryem Hanım? diye bağırmalarına,
— Allah cezanızı versin! Bir de komşu olacaksınız. Gençsiniz, biriniz yardım etmiyorsunuz! dedikçe,
bazıları:
— Meryem Teyze aklını oynattı.
— Hayali çekirgeler görüyor.
— Vah vah, ne akıllı, kibar kadındı…
diye konuşmaya devam etti.
Kırmızı araç, siren sesiyle sokağa girdi. Ambulans ile aynı zamanda geldi. Koca merdiven saniyeler içinde yükseldi. Meryem Hanım sedyeye alınırken hâlâ çırpınıp bağırıyor, elleriyle gözlerinin üzerinden bir şeyler alıp atıyor:
— Kurtarın! Şunlardan kurtarın beni artık! diye bağırıyordu.
Kimse bir şey görmüyor, olan bitenden habersiz oradan geçen bir kadın elindeki erkek çocukla sağa sola bakındı. O sırada ambulans uzaklaşıyor, insanlar konuşuyordu.
— Meryem Teyze…
— Meryem mi delirdi?
— Sigarası elinde balkonda gördüm.
— Meryem bugünlerde hiç dışarı çıkmıyordu.
— Anne, ne olmuş?
— Kimsenin evi yanmadı, Meryem Hanım’ı indirdiler.
— Ne oldu beyefendi, neden ambulans geldi?
— Aa, bir yer yandı sandım. Kör olasıcalar, ellerindeki sigara izmaritlerini söndürmeden atarlar her yere.
— Yok yok, Meryem akıllı kadındır. Şaka yapıyordur.
— Sabah haberlerde söylediler; çekirgeler İstanbul’a gelmiş. Biz görmedik.
— Ben de eskiden gazetede okudum. Çekirgeleri kavurup tozundan cips yapıyorlar diye. Şimdi onlar bizi mi yiyecek acaba?
— Aaaa anne, bak! Yukarıdaki balkonda yeşil bir şey var. Kocaman, ayakları kıvrık. Üstelik bıyıkları bile var.
Bütün ahali bu sefer çocuğun etrafını sardı. Meryem Hanım’ı tanımayan çocuk, olanlardan habersiz parmağıyla sürekli Meryem’in balkonunu gösterip:
— Büyüyor, büyüyor. Yanına başka da gelmeye başladı.
dedi.
Sokakta bir ambulans sesi daha duyuldu.
Serap Alsırt

Yorum bırakın