“Bizans İzinde Öyküler” Okurla Buluştu

Gezgin Atölye’nin, Jale Sancak’nın yürütücülüğünde ürettiği kollektif öykü kitabı, önce Gazhane’de, ardından Ayvalık Destek Tasarım Atölyesi’nde tanıtıldı.

Gezgin Atölye olarak İstanbul gezilerimiz ve çalışmalarımızın ürünü olan bu kitap, hocamız Jale Sancak yürütücülüğünde ortaya çıktı. “Bizans İzinde Öyküler”, iki ayrı etkinlikle okurla buluştu. Kitabın ilk lansmanı 13 Haziran’da Müze Gazhane Istanbul’da gerçekleşti; ardından 31 Temmuz’da Ayvalık Destek Tasarım Atölyesi’nde düzenlenen bir sunumla kitap, farklı bir şehirde farklı bir okur kitlesiyle de tanıştı.

Bir İmparatorluk Değil, Bir Ruh Hali

Bizans’ın yazarların zihninde tek bir imgeye değil bir imge yıldız kümesi vardı. Kitaba dair yapılan kapsamlı tema haritasına göre, yazarlar Bizans’ı beş temel eksende yeniden kuruyor:

  • Taşlaşmış bir vicdan olarak (Medusa, surlar, sütunlar, sarnıçlar)
  • Kırık ama yok olmayan kadın sesleri olarak (Theodora, Maria/Martha, Penelope, Eirene)
  • İktidarın maskesi ve maskenin altındaki çürüme olarak (ihanet, kan, korku)
  • Zamanın bir çökeltisi olarak İstanbul (geçmiş, şimdinin içinde nefes alıyor)
  • Sanatçının iktidarla dansı ve bedeli olarak (mozaik ustaları, çatlak, kusur)

Mekân Bir Zemin Değil, Bir Bilinç

Kitaptaki öykülerin ortak paydası, mekânı fetişleştirmeden ruhsallaştırmaları. Yerebatan Sarnıcı, Ayasofya, Tekfur Sarayı gibi mekânlar birer anlatıcıya dönüşüyor; taşlar “konuşuyor”, duvarlar “nefes alıyor”. Çatlak Kubbe öyküsündeki “kubbe içe doğru yükseliyor” ifadesi bu bakışın çarpıcı bir örneği — İstanbul’un mekânları dışa değil, içe, hafızaya, bilinçaltına doğru büyüyor.

Medusa Ekseninde Kadınlık

Kitabın en yoğun işlenen temalarından biri kadınlık hâlleri. Medusa imgesi, birden fazla öyküde tekrar eden bir “anahtar imge” olarak karşımıza çıkıyor: kimi zaman cinsel şiddetin kurbanı ve adaletin bekçisi, kimi zaman yaşlı bir kadının kaderiyle özdeşleşen lanetli figür. Theodora, Maria/Martha, Penelope ve Eirene gibi tarihî ya da kurgusal kadın karakterler ise güçlü, mağdur ve aracı olmak üzere üç eksende konumlanıyor — hiçbiri sadece “süslü bir figür” değil, her biri bir aktör, bir karar verici ya da bir direnç noktası.

Kenardakilerin Hafızası

Kitaptaki öykülerin çoğu, Bizans’a resmî tarihin değil kenardakilerin gözünden bakıyor. Doktora öğrencileri, sanat tarihi öğrencileri, turist rehberleri, yaşlı kadınlar… Bizans’la bağ kuran günümüz karakterleri hep hassas, meraklı ve “öteki” konumdaki kişiler. Bu da kitaba, resmî tarih anlatısının dışında kalan, sızan ve hâlâ konuşan bir hafıza katmanı kazandırıyor.

İki Sahne, Tek Kitap

Gazhane’deki lansman, kitabın İstanbul’daki ilk buluşması oldu. Ayvalık Destek Tasarım Atölyesi’ndeki sunum ise “Bizans İzinde Öyküler”i İstanbul dışına taşıyarak farklı bir izleyiciyle tanıştırdı. İki etkinlik de, Kitap Gezgin Atölye’nin öyküyü sadece okumakla kalmayıp topluluk içinde tartışma ve yayına dönüştürme pratiğinin somut bir örneği oldu.

Tekfur Sarayı’nda Bir Cevriye öyküsünün son cümlesi, kitabın ruhunu özetleyen bir alıntı olarak öne çıkıyor:

“Ben Fosforlu Cevriye. İstanbul’un kızı. Örümceklerin kız kardeşi. Tekfur Sarayı’nın son imparatoru.”

Şuna bir yanıt: ““Bizans İzinde Öyküler” Okurla Buluştu”

  1. Füsun Uzunoğlu Avatar

    Kitabın ruhunu ortaya koyan ve verilmiş olan emeği onore eden bir tanıtım olmuş. Çok teşekkürler .

    Liked by 1 kişi

Yorum bırakın