DOĞANIN KANLI DİŞLERİ: EKOGOTİK VE HAYVANLARIN İNTİKAMI
İnsanoğlu olarak kibrimiz büyüktü. Fabrika bacalarından zehir üfledik, nehirleri asitle yıkadık, ormanları betona boğduk. Doğayı hep arkamızda sessiz, uysal ve itaatkâr bir fon resmi sandık. Ama fena yanıldık. Doğa dilsiz değildir; sadece bizim dilde konuşmaz. Ve şimdi, Ekogotik edebiyatın o karanlık dehlizlerinde, doğanın bize kendi lisanıyla—dişle, tırnakla ve fırtınayla—fısıldadığı o büyük kâbusu fanzin sayfalarına taşıyoruz.
Ekogotik Nedir? (Yıkımın Estetiği)
Ekogotik, Gotik korkunun o eski, tekinsiz şatolarını yıkıp yerine can çekişen ekosistemleri koyar. Burada hayaletler koridorlarda değil, kuruyan göllerin çatlamış yataklarında gezer. Bu tür, iklim krizinin ve kitlesel yok oluşun yarattığı o çiğ, ilkel korkuyu damıtır. İnsan merkeze oturttuğu tahtından indirilir ve doğanın insafına (ya da acımasızlığına) terk edilmiş aciz bir av haline gelir.
Hayvanlar Ayaklandığında: Pençe ve Kan
Fanzinimizin bu sayısında odağımız net: Hayvanların ve İklim Kıyametinin Dehşeti.
Uysal sandığımız, evcilleştirdiğimizi düşündüğümüz ya da yok saydığımız canlılar, ekosistem çökerken vahşi birer intikamcıya dönüşüyor. İşte bu tekinsiz atmosferi iliklerinize kadar hissettirecek kısa öykü ustaları ve fanzin kütüphanenize eklemeniz gereken o karanlık metinler:
- Daphne du Maurier – “Kuşlar” (The Birds): Alfred Hitchcock sinemasıyla popülerleşen bu başyapıt, aslında safi bir ekogotik çığlıktır. Havada ani ve açıklanamayan bir basınç değişimi olur. Gökyüzü bir anda kararır. Ve milyarlarca kuş, insan yapımı ne varsa yıkmak, gözlerimizi oymak için amansız, organize bir saldırı başlatır. Doğa, sınırları aşan insana “dur” demiştir.
- Algernon Blackwood – “Wendigo” ve “Söğütler” (The Willows): Erken dönem kozmik eko-korkunun babasıdır. Blackwood’un öykülerinde Kanada’nın balta girmemiş vahşi ormanları ya da tekinsiz bir nehir yatağı sadece birer mekân değildir; insan aklını yutmak için pusuda bekleyen, nefes alan canavarlardır.
- Julia Armfield – “Smack” (Mavi Ekogotik): Modern bir şaheser. Denizlerin ısınması ve kirlenmesiyle kıyılara vuran, her yeri istila eden devasa, zehirli denizanası sürülerini anlatır. Su tekinsizdir, su hastadır ve insanlığın denizlere kustuğu pislik, mutasyona uğramış et yığınları olarak geri dönmektedir.
- Stephen King – “Sal” (The Raft): Saf yaratık gotiği. Bir gölün ortasındaki ahşap salda mahsur kalan gençlerin öyküsüdür. Gölde yüzen, petrole benzer, canlı ve simsiyah bir katman onları tek tek eritetek yutar. Endüstriyel atıkların can bulmuş hali, bizi kendi eğlence alanlarımızda avlar.
“Biz Doğaya Aitiz, Doğa Bize Değil”
Ekogotik kısa öyküler bize tek bir gerçeği haykırır: Küresel ısınma, kuraklık ve ekolojik çöküş uzak bir geleceğin senaryosu değil; şu an kapımızı tırmalayan o vahşi hayvandır. Gece yatağınıza yattığınızda dışarıdan gelen o tuhaf kuş seslerine dikkat edin. Belki de sıra bize geliyordur.
Öykünün cinleri olarak bu yıl incelediğimiz Arjantin edebiyatında (yeni Arjantin anlatısında) eko-gotik ve eko-korku ögelerini kullanan çok güçlü ve dünyaca ünlü yazarlar bulunmaktadır. [1]
Arjantinli yazarlar, ülkenin vahşi kapitalizm, tarım ilaçları, nehir kirliliği ve endüstriyel hayvancılık gibi çevre sorunlarını gotik ve tekinsiz temalarla birleştirerek “feminist eko-gotik” akımının öncüsü olmuşlardır. [2, 3]
Bu alandaki en önemli üç Arjantinli yazar ve öne çıkan eserleri şunlardır:
1. Samanta Schweblin
Arjantin taşrasındaki tarımsal çevre felaketlerini en iyi işleyen yazardır.
- Öne Çıkan Eser: Distancia de rescate (İngilizceye Fever Dream, Türkçeye Kurtarma Mesafesi olarak çevrildi).
- Eko-Gotik Teması: Roman, Arjantin’deki devasa soya plantasyonlarında kullanılan genetiği değiştirilmiş tarım ilaçlarının ve zehirlerin yarattığı görünmez dehşeti anlatır. Kasabadaki çocukların mutasyona uğramasını, zombi benzeri hallerini ve doğanın sessizce zehirlenmesini tekinsiz, ruh göçü içeren gotik bir atmosferle ele alır.
2. Mariana Enríquez
“Latin Amerika gotik edebiyatının kraliçesi” olarak bilinen Enríquez, toplumsal travmaları ve çevre felaketlerini büyüyle harmanlar. [4]
- Öne Çıkan Eser: Bajo el agua negra (Kara Suyun Altında – Yatağımızda Çatlayan Toprak öykü kitabının içinde yer alır).
- Eko-Gotik Teması: Doğrudan Buenos Aires’teki aşırı kirli, zehirli ve çürüyen Riachuelo Nehri çevresinde geçer. Nehrin kimyasal atıkları yüzünden mutasyona uğramış, insan-hayvan karışımı doğan bebekleri ve polis şiddetiyle nehirde boğulup geri dönen zombileri anlatır. Çevresel yıkımı kozmik korkuyla birleştirir.
3. Agustina Bazterrica
Sistemik sömürüyü ve ekolojik distopyayı beden korkusuyla (body horror) birleştiren güçlü bir sestir. [3]
- Öne Çıkan Eser: Cadáver exquisito (Türkçeye Leziz Kadavra olarak çevrildi).
- Eko-Gotik Teması: Hayvanları yok eden ölümcül bir virüs sonrasında insanların tamamen endüstriyel hayvancılık sistemine geçerek insan eti üretmeye başlamasını konu alır. Arjantin’in devasa et endüstrisine, doğanın sömürülmesine ve insanın insanı tüketmesine dair karanlık, eko-gotik bir kapitalizm eleştirisidir. [3]
Türk edebiyatında kendisini doğrudan “Ben Ekogotik yazarıyım” diye tanımlayan külliyatlı bir isim henüz olmasa da, Türk edebiyatı, eko-korku ve ekogotik elementleri kullanan çok güçlü kalemlere sahiptir.The Pentacle gibi modern mecralarda da incelenmeye başlanan bu tür, bizde genellikle “Anadolu korkusu”, “Şark Gotiği” veya distopik eko-korku başlıkları altında karşımıza çıkar.
Fanzinin bir sonraki sayfasına “Yerli Malı Kıyamet” başlığıyla ekleyebileceğimiz, bu türe göz kırpan en önemli yerli yazarlar ve eserleri şunlardır:
1. Latife Tekin – Berji Kristin: Çöp Masalları ve Muinar
Latife Tekin, Türk edebiyatında ekogotik ögeleri en edebi ve sarsıcı şekilde kullanan yazardır Ecozona.
- Neden Ekogotik? Çöp Masalları‘nda, İstanbul’un devasa bir çöp tepesinin üzerine kurulan kondularda yaşayan insanların hikayesi anlatılır. Çöp, kendi iradesi ve tekinsizliği olan gotik bir canavar gibi büyür, insanları yutar, zehirler ve mutasyona uğratır. Doğa ile insan yapımı atıkların birbirine girdiği tekinsiz, büyüleyici ama bir o kadar da çürüyen bir atmosfer vardır.
2. Buket Uzuner – Tabiat Dörtlemesi (Su, Toprak, Hava, Ateş)
Uzuner, şamanik gelenekleri ve ekolojik krizi modern bir gizemle birleştirir Ecozona.
- Neden Ekogotik? Defne Kaman adlı bir gazetecinin çevre katliamlarını araştırırken tekinsiz şekillerde ortadan kaybolmasını anlatır. Kitaplarda doğa, insanlığın açgözlülüğüne karşı antik, mistik ve zaman zaman karanlık ritüellerle cevap verir. Klasik bir korku olmasa da “doğanın tekinsiz gücü” teması tam anlamıyla ekogotiktir.
3. Murat Başekim – Hayal Et Hikâyeleri ve DG
Murat Başekim, Türk edebiyatında “Şark Gotiği” ve tekinsiz Anadolu anlatıları denince akla gelen en üretken yazarlardan biridir Ek Dergi.
- Neden Ekogotik? Öykülerinde Anadolu coğrafyasının unutulmuş, lanetli bataklıklarını, kurumuş tekinsiz göllerini ve insan sömürüsüne öfkelenmiş kadim doğa ruhlarını işler. Onun anlatılarında doğa, insana sömürgeci geçmişinin ve çevreye verdiği zararın faturasını ödeten tekinsiz bir mahkemedir.
4. Saygın Ersin – Erbain Fırtınası
Türk fantastik ve gizem edebiyatının güçlü kalemlerinden biridir.
- Neden Ekogotik? Roman, adından da anlaşılacağı üzere devasa, apokaliptik bir hava olayı ve fırtına etrafında şekillenir. İklimin çıldırması, doğanın dengesinin bozulması ve bu atmosferik deliliğin insan psikolojisinde yarattığı o klostrofobik, gotik dehşet çok başarılı bir şekilde aktarılır.
5. Kolektif Bir Başyapıt: Anadolu Korku Öyküleri Serisi
Birçok yerli korku yazarının (Galip Dursun, Işın Beril Tetik, Demokan Atasoy vb.) bir araya gelerek yazdığı bu öykü derlemeleri, ekogotik için maden gibidir Reddit.
- Neden Ekogotik? Öykülerin çoğunda lanetli köyler, kuraklıktan deliren taşra kasabaları, insanların katlettiği ama intikam için geri dönen kutsal ağaçlar/hayvanlar işlenir. Coğrafyanın kendisi başlı başına bir korku unsuruna dönüşür.
6. Doğu Yücel : Denizin Altındaki Öfke
Bu öyküyü geçen yıl inceledik. Denizin altında Lovecraft’a gönderme yaparak kurguladığı chuntı yaratıklar/tekinsiz varlıklar ekseninden hareketle ekogotik açıdan okunmaya çok uygun görünüyor.
Özellikle şu açıdan ilginç:
Denizaltı dünyasının tekinsizleştirilmesi de doğrudan ekogotik bir stratejiye bağlanabilir. Deniz yalnızca bir mekân değil, özneleşen bir güç gibi düşünülebilir. İnsanların denize herşeyi kendi spermini bile boşaltması… ekolojik bir çatışma yaratır.
Yaratıkların ortaya çıkışı yalnızca korku unsuru değil, insanın bastırdığı doğanın geri dönüşü olarak okunabilir.
“Öfke” sözcüğü çok önemli: Doğa burada edilgen bir dekor olmaktan çıkıp insana karşılık veren, hatta hesap soran bir varlık haline geliyor.
[3] https://durham-repository.worktribe.com

Yorum bırakın