Collage of aged handprints, handwritten notes, and faded photographs

BİR UCUNDAN SEN TUT / BİR UCUNDAN BEN

“İnsan, elinde var olan şeylerin değil, daha elinde olmayan, ama sahip olabileceği şeylerin toplamıdır.”
J. P. Sartre

“Bayrak gibidir formalar. Kimliği teşhir eder. ‘Ben buyum’ veya ‘Biz buyuz’ der. Kimlik dünden bugüne, bugünden yarına değişen bir nitelik değildir. Bazı kimliklerin yaşı yüzyıllarla ölçülür, bazısınınki bin yıllarla…”

PARMAK İZLERİMİZ

DOKUNDUĞUMUZ HAYATLARDAN SİLİNMEZ

Günlerden cumartesi olunca kaşıntı tutuyor. Balat ya da şehrin herhangi bir yerinde, elimde fotoğraf makinesiyle birlikte…

Yok, bu olmadı.

Sevgili eşim “Bauhaus” gezmelerini çok seviyor. Zihnimde 2. Matbaacılar Sitesi’nde unuttuğum fotoğraf makinesi var. Nereye baksam elim Tiğ İşleri karton poşetine gidiyor.

“Ama olmaz ki, fotoğraf makinesi olmadan gezilmez ki,” demişim.

Mızıkçılık yapan çocukları getirin gözünüzün önüne.

Neden sonra bir anlaşma yapıyoruz: “Cam silme aparatı ve toz bezleri” karşılığında fotoğraf makinesinin peşine düşmeme izin veriyor.

Çocuklar gibi sevinip:

“Yaşasın!” demişim bu kısımda.

Gerçekte yapmayı istediğim şey başka.

Son zamanlarda sıklaşan vefat haberlerinin ardından, yaşarken efsane olan tanıdıklarımızın peşine düşüp onlarla röportajlar yapabilme isteği.

Bunlardan biri Haliç Takımının unutulmaz sol açığı Majik Ahmet elbette.

Gün içinde “Karagümrük-Sakaryaspor” maçı olması iştahımı artırıyor. Tek tuşla birden fazla hikâyeye anlam katmak istiyorum bugün.

“Şimdinin Gücüne İnanın” yeni ve hikâyeden başlığımız olsun.

Karagümrük efsane antrenörü Osman Hocanın da izini süreceğiz hep birlikte.

“KİMLER KİMLER GELDİLER, NELER NELER SÖYLEDİLER… SEN DE ONLAR GİBİSİN, ONLAR DA…”

HERKESİ MEMNUN EDEN BİR OYUNDA

KÖKLÜ BİR ANLAŞMAZLIK VARDIR

“Bauhaus”, “Matbaacılar Sitesi ve o kısımda hal yoluna konulması gereken kitapçıklar” derken yorulmuşum.

Normalde yürüyerek kat ettiğim, Sulu Kule üzerinden fotoğraflar çekerek ulaştığım Edirnekapı Tepesi’ne Bayrampaşa minibüsleriyle gidiyorum bu defa.

Haliç Kulübünde beni bekleyen “Koca Pençeli Hasan” düşüyor zihnime.

Sahi, ona da söz vermiştik.

Karagümrük Stadının Salma Tomruk tarafında Sakaryasporlu taraftarlar birikmiş, polis araçları Sultan Hamam tarafına inişi kapatmışlar.

“Koskoca ana cadde iptal,” diyorum size.

Tornistan geriye döndüğümde sıkı okuyucum, kitap yazmamı çok isteyen Vedat Payalan çıkıyor karşıma.

“Payalan ailesi” Altınçekiç kardeşlerden bir eksikle Haliç Kulübüne hizmetleri geçmiş önemli isimlerden oluşuyor.

“Altın çekiçler” yaşamın pratiklerini severken, “Payalanlar” okumuş, eğitim görmüş insanlar.

Bir tesadüf…

Az sonra görüşmeyi düşündüğüm, röportaj yapmayı çok istediğim Majik Ahmet örneği, Tekel emekçisi çıkıyor. Günümüzde “Kültür Merkezi” olmuş Bomonti Bira Fabrikası üzerinden koyulaştırıyoruz sohbeti.

Bir zamanlar Ayan Caddesi üzerindeki Eten Ağabeyin dükkânının tam karşısında, Rum Mektebinin duvarı dibinde ya da Bahçeli Kahve’de ne bira şişeleri birikirdi bilseniz.

“NE KADAR ANLATSA DA İNSAN

O KADAR EKSİK BIRAKMAZ MI KENDİSİNİ?”

EDİRNEKAPI’NIN AŞAĞISI / AYVANSARAY’IN SAĞ TARAFI

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesine “İstanbul” dersi koymayı başarmış, İstanbul üzerine türlü çeşitli kitaplar yazmış Haldun Hürel hocanın “En çok merak ettiğim insanlar bu kısımda oturuyor” dediği yer, bizim kadim semtimiz aslında.

Soldan gidecek olsa Sultan Hamam ve Mehtap Sineması üzerinden varacağız Balat’a.

Vedat Payalan, Balat’a hâkim konumda Mollaşkı Tepesi üzerinde ev almış. Paşa Hamamı civarında ayrılıyoruz.

Bu kısımda Altınay takımında top oynamış çocukluk arkadaşım Apo çıkıyor önümüze.

Ortak arkadaşımız Şükrü’ye gitmeyi teklif ediyorum. Eve gidip dinlenmek istediğini fısıldıyor kulağıma…

“Bu işte bir yalnızlık var” yeni ve hikâyeden başlığımız oluyor.

Bu arkadaşlarımızın gece boyunca fenerleri yakıp söndürmüş olmalarından şüpheleniyorum bir süre.

“Aynalı Bakkal Sokağı”, “Bizim Bakkal”, “Bizim Sokak” derken pek çok kez “Gez-Göz-Arpacık” yapmışız.

“Bu arsada top peşinde koşan çocuklar ilerideki yıllarda Haliç takımının bel kemiği olacak, ana omurgası sayılacak” deselerdi o günlerde kimse inanmazdı ama…

“Ama” bağlacından önce yazılanlar —işlerin çokluğu nedeniyle— erteleniyor.

“Yolcu yolunda gerek” sloganıyla devam ediyor yolculuğumuz.

Tamburacı Sokağa ne zaman girsem bu sokakta geçen çocukluk anılarım üşüşür. “Kepçe” lakaplı İrfan’ı düşünürüm.

Hiçbirimizin yapamadığını yapmış; bizim hayran bakışlarla izlediğimiz, kız kestiğimiz cumbalarda “Ailemizin sanatçısı” kimliğinde röportajlar yaparak…

“İNSAN KENDİNİ YALNIZCA İNSANDA TANIR.”
Goethe

GİTMEK Mİ ZOR, KALMAK MI ZOR?

BU SABAHI GEL BANA SOR.

Başa, en başa dönecek olursak arkadaşlar —sinema sanatında buna “flashback” diyorlar— sabahın erken vakti “Kafamda Bir Tuhaflık” olduğunu düşünüyor, sonrasındaki gelişmeler için yüce Tanrı’ya dua ediyorum.

Başka bir şey isteseymişim olacakmış.

Milli takım Hyatt Oteli’nde kamp yaparken Fatih Terim’le saunada yaptığım röportajı düşünüyorum da gülüyorum kendime.

Sokağımızın en güzel kızı Mihrişah’a yazılan Polis Gazetesi Muhabiri Kasıntı Hasan’ı kıskanmış, sonrasında harbiden gazeteci olmuş rahmetli Cıgı Muharrem’e özenmiş de olabilirim.

Ama sanırım “aport”ta beklemeyi, uygun bir fırsat düştüğünde soru sormayı seviyorum arkadaşlar.

Münazara —elbette sorular— Bozkurt sahasına taşınıyor.

Majik Ahmet ağabeye sorduğumuz sorularla devam ediyoruz. Burada yapılan maçlarda pek çok takım kendisini davet ediyormuş. Yazlık turnuvalarda Necdet Uçar’ın takımı Uçar Spor’da bile oynamış.

Yıllardır çok merak ettiğim, en ufak bir bilgim olmayan bir konuyu soruyorum bu defa:

Kahraman ve Muharrem ağabeyle yakınlaştılar mı acaba?”

Şöyle bir duraksıyor önce.

“O zamanlar takıldığınız kahvenin ve arkadaşlık ettiğiniz kimselerin dışına çıkamıyordunuz,” diyerek başlıyor. Belki de bu nedenle çok fazla yakın arkadaş olamadıklarını itiraf ediyor.

Bu konuda itirazı olan varsa dinlemek isterim elbette.

Yorum bırakın