Person walking along a rainy cobblestone street beside historic buildings and benches

Güzel Ablaların Güzel Kardeşleriydik

Nebahat hanımla bir cami avlusunda tanıştım.Cenazesine gelmiştim. Bir kaç sene önce katıldığım edebiyat atölyesinde karşılaşmıştım kendisiyle.Selamımız,ayaküstü bir iki sohbetimiz olmuştur ancak atölyeye gelmez olunca samimiyetimiz ilerleyemedi Daha sonra hastalık haberini aldık. Uzunca yıllar beraberlikleri olan arkadaşlarımızdan aldık sağlık haberlerini… Hayat herkese ne yazık ki eşit ve adaletli davranmıyor. Yenik düştü çaresizliğine hastalığın…

Atölyeden arkadaşlarım çok üzüldü. Güzel şeyler anlattılar ona dair. Eğitimciydi, edebiyat, kitap dostuydu. Yazan, okuyan, üreten, duyarlı, aydınlık yüzlerindendi memleketin. Cami avlusunda tanıdım onu, bir de öykülerinden…

Cenazesine gittik atölyeden arkadaşlarla… Üzgündük, ölümün yüzü soğuk, hepimizin başında ne yazık ki… Ondan konuşulurken arkamdan bir kol gelip sarmaladı beni… Yıllar evvelinin üslubu ve sıcaklığıyla “ne işin var lan burda” dedi yabancı olmayan bir ses… Hasan’dı. Fakülteden arkadaşımız, eskiden daha çok görüşüp zamanla hayat gaylesine teslim olup uzak kaldığımız arkadaşlarımızdandı. Tabii ben de sordum, senin ne işin var diye. Ablam dedi…

Birdenbire Nebahat abla oldu benim için o kısa bir tanışıklığımız olan hanımefendi… Hayatın iyisiyle kötüsüyle böyle tuhaf rastlantıları var. Keşke daha önce bilseydim, abla deseydim, kardeşiyle arkadaşlığımızı konuşsaydık, o yılları konuşsaydık… Olmadı…

Bir cami avlusunda tanıdım Nebahat ablayı… Yarım asır önceydi. Güzel ablaların güzel kardeşleriydik. Semtlerimiz, sokaklarımız farklıydı ama hemen hemen aynı mahalle kültürünün kızlı erkekli çocuklarıydık. Tozlu çamurlu Fatih’in, Aksaray’ın, Langa’nın, Feriköy’ün, Kurtuluş’un, Hasanpaşa’nın sokaklarında ip atlayan, top peşinden koşan çocukları çabucak büyüyüp memleket meselelerini konuşan, itiraz eden, dik başlı, haksızlığa karşı çıkan gençler olmuşlardı…

O cami avlusu, duvarları, kaldırımları, yanındaki Pertevniyal Lisesi, Aksaray, Laleli, Vezneciler, Süleymaniye, merkez bina hiç yabancı değildi bizlere… Coşkulu olduğu kadar hüzünlü ve kederlerle dolu gençliğimizdi oralar…

Ve analarımız, babalarımız, ablalarımız arkamızda tedirgin, korkulu, endişeli bir o kadar da koruyucu melekler olup beklerlerdi yolumuzu…

Bir cami avlusunda tanıştık Nebahat ablayla… Benim de çok erken yaşta kaybettiğim ablamdı sanki o an… Aynı zamanlarda abla olmuşlardı bizlere, hemen hemen aynı şeyleri yaşamışlar biz kardeşleriyle. Harçlığımızı vermişler, ceketimizi, ayakkabımızı almışlar, bizlerden en iyi dileklerini, dualarını hiç esirgememişlerdi. Arkalarımızı hep onlar toplamıştı. Başımız dertte olduğunda ilk koşanlar onlardı hastane kapılarına, karakol kapılarına… Amcalarımız, dayılarımız yoktu arkamızda ama sevgilerini, şefkatlerini en içten hissettiğimiz ablalarımız vardı. Güzel ablaların güzel kardeşleriydik… Selam olsun onlara, Nebahat ablaya, Nebahat ablalara…

Nebahat Hanım’la bir cami avlusunda tanıştım. Cenazesine gelmiştim. Birkaç sene önce katıldığım edebiyat atölyesinde karşılaşmıştım kendisiyle. Selamımız, ayaküstü bir iki sohbetimiz olmuştur ancak. İstanbul dışına taşınıp bizden kopunca samimiyetimiz ilerleyemedi. Daha sonra hastalık haberini aldık. Uzunca yıllar beraberlikleri olan arkadaşlarımızdan aldık sağlık haberlerini… Hayat herkese ne yazık ki eşit ve adaletli davranmıyor. Yenik düştü çaresizliğine hastalığın…

Atölyeden arkadaşlarım çok üzüldü. Güzel şeyler anlattılar ona dair. Eğitimciydi, edebiyat, kitap dostuydu. Yazan, okuyan, üreten, duyarlı, aydınlık yüzlerindendi memleketin. Cami avlusunda tanıdım onu, bir de öykülerinden…

Cenazesine gittik atölyeden arkadaşlarla… Üzgündük, ölümün yüzü soğuk, hepimizin başında ne yazık ki… Ondan konuşulurken arkamdan bir kol gelip sarmaladı beni… Yıllar evvelinin üslubu ve sıcaklığıyla “ne işin var lan burda” dedi yabancı olmayan bir ses… Hasan’dı. Fakülteden arkadaşımız, eskiden daha çok görüşüp zamanla hayat gaylesine teslim olup uzak kaldığımız arkadaşlarımızdandı. Tabii ben de sordum, senin ne işin var diye. Ablam dedi…

Birdenbire Nebahat abla oldu benim için o kısa bir tanışıklığımız olan hanımefendi… Hayatın iyisiyle kötüsüyle böyle tuhaf rastlantıları var. Keşke daha önce bilseydim, abla deseydim, kardeşiyle arkadaşlığımızı konuşsaydık, o yılları konuşsaydık… Olmadı…

Bir cami avlusunda tanıdım Nebahat ablayı… Yarım asır önceydi. Güzel ablaların güzel kardeşleriydik. Semtlerimiz, sokaklarımız farklıydı ama hemen hemen aynı mahalle kültürünün kızlı erkekli çocuklarıydık. Tozlu çamurlu Fatih’in, Aksaray’ın, Langa’nın, Feriköy’ün, Kurtuluş’un, Hasanpaşa’nın sokaklarında ip atlayan, top peşinden koşan çocukları çabucak büyüyüp memleket meselelerini konuşan, itiraz eden, dik başlı, haksızlığa karşı çıkan gençler olmuşlardı…

O cami avlusu, duvarları, kaldırımları, yanındaki Pertevniyal Lisesi, Aksaray, Laleli, Vezneciler, Süleymaniye, merkez bina hiç yabancı değildi bizlere… Coşkulu olduğu kadar hüzünlü ve kederlerle dolu gençliğimizdi oralar…

Ve analarımız, babalarımız, ablalarımız arkamızda tedirgin, korkulu, endişeli bir o kadar da koruyucu melekler olup beklerlerdi yolumuzu…

Bir cami avlusunda tanıştık Nebahat ablayla… Benim de çok erken yaşta kaybettiğim ablamdı sanki o an… Aynı zamanlarda abla olmuşlardı bizlere, hemen hemen aynı şeyleri yaşamışlar biz kardeşleriyle. Harçlığımızı vermişler, ceketimizi, ayakkabımızı almışlar, bizlerden en iyi dileklerini, dualarını hiç esirgememişlerdi. Arkalarımızı hep onlar toplamıştı. Başımız dertte olduğunda ilk koşanlar onlardı hastane kapılarına, karakol kapılarına… Amcalarımız, dayılarımız yoktu arkamızda ama sevgilerini, şefkatlerini en içten hissettiğimiz ablalarımız vardı. Güzel ablaların güzel kardeşleriydik… Selam olsun onlara, Nebahat ablaya, Nebahat ablalara…

F

Yorum bırakın