Öykünün Cinlerinde Murakami öyküleri okuyoruz, benim çok sevdiğim bir yazar. Fil Kayboluyor öyküsünü en önemli öykülerinden Murakami’nin; detaylı bir sunum yaptım bu öykü üzerine; sunumumun özeti aşağıdaki denemede :
1. Giriş ve Genel Bakış
Haruki Murakami’nin “Ortadan Kaybolan Fil” (The Elephant Vanishes) öyküsü, ilk olarak 1985 yılında Japonya’da yayımlanmış, 1991’de The New Yorker dergisinde İngilizce olarak çıkmış ve 1993’te aynı adlı öykü koleksiyonunun son hikâyesi olarak kitap halinde basılmıştır. Murakami’nin sık sık çevirmenliğini yapan Jay Rubin, bu öyküyü yazarın “en iyi eserlerinden biri” ve “bir başyapıt” olarak nitelendirmektedir.
Öykü, adını bilmediğimiz bir anlatıcının, yaşadığı Tokyo banliyösündeki filin ve bakıcısının gizemli bir şekilde kayboluşunu gazeteden okumasıyla başlar. İlk bakışta basit bir kaybolma hikâyesi gibi görünse de, derinlemesine incelendiğinde Murakami’nin büyülü gerçekçilik (magical realism) tarzında kaleme alınmış, Japon toplumunun modernleşme sürecindeki sorunlarına, bireyin kimlik arayışına ve geleneksel değerlerin kaybına dair çok katmanlı bir anlatı olduğu ortaya çıkar.
2. Yazar Hakkında Kısa Bilgi
Haruki Murakami, 1949’da Kyoto, Japonya’da doğdu. İki lise Japon edebiyatı öğretmeninin oğlu olan Murakami, Amerikan pop kültürüne ve edebiyatına ilgi duyarak büyüdü. 1968’de Waseda Üniversitesi’ne girdi. Üniversiteden sonra Tokyo’da bir caz barı açtı ve eşiyle birlikte yedi yıl işletti.
Bir gün beyzbol maçı izlerken aniden roman yazabileceğini fark etti ve o gece ilk romanını yazmaya başladı. 1979’da “Kaze no uta o kike” (Rüzgârın Şarkısını Dinle) ile Gunzou Edebiyat Ödülü’nü kazandı. Bu ödülle yazma tutkusunun farkına vardı ve aralıksız yazmaya devam etti. Bu kitapla sadece Japon edebiyatının değil, dünya edebiyatının da önde gelen isimlerinden biri haline geldi.
Murakami, postmodern Amerikalı yazarlar Kurt Vonnegut ve Richard Brautigan’dan etkilenmiştir. Bu nedenle bazı eleştirmenler onu olumsuz eleştirmiş, eserlerindeki karakterlerin isimleri dışında Japon kültürünü ve yaşam tarzını yansıtmadığını söylemişlerdir. Olumsuz yorumları görmezden gelerek 1986’da New York’a yerleşti ve ülkesini terk etti. Ardından başyapıtlarından biri olan “Norwegian Wood” ile dünya çapında tanınan bir yazar oldu ve kitap 16 dile çevrildi.
Murakami’nin postmodern tarzdaki eserlerinin okuyucuyu çekmesinin en büyük nedeni, karakterlerin çoğunlukla entelektüel ve yalnız insanlar olmasıdır. Batı edebiyatının karakterleri olarak görülen hikâyeler genç okuyucular arasında oldukça popülerdir. Eserlerinde okuyucu için sade bir üslup vardır ve aynı zamanda hikâyeler sanat, müzik ve diğer birçok eser hakkında çok kapsamlı bilgi verir.
3. Öykünün Özeti
3.1. Çerçeve Anlatı ve Gazete Haberi
Anlatıcı, sıradan bir sabah rutini içinde (her gün olduğu gibi 6:13’te uyanıp gazeteyi baştan sona okurken) bölgesel sayfada “Tokyo Banliyösünde Fil Kayıp” başlıklı bir haberle karşılaşır. Haberde, filin ve bakıcısının gizemli kayboluşu anlatılmaktadır. Gazetede boş fil evini inceleyen bir polis memurunun fotoğrafı yer almaktadır; anlatıcı, filin yokluğunda mekânın çıplak boşluğunu ve anlamsızlığını fark eder.
Anlatıcı, katı rutinlere bağlı, yalnız bir adam olarak karakterize edilir. Hayatının istikrarlı temposu, fil hakkındaki gazete haberini gördüğünde bozulur. Anlatıcı, fil evinin dengesizliğinden hemen etkilenir ve fotoğrafla meşgul olması, filin kayboluşunun içinde bir şeyi temelden sarstığını gösterir.
### 3.2. Filin Kasabaya Gelişi ve “Fil Sorunu”
Anlatı, anlatıcının kasabasının (1980’ler Tokyo’sunda varlıklı bir banliyö) file nasıl sahip olduğunun arka planını anlatır. Kasabanın hayvanat bahçesi mali sıkıntı nedeniyle kapanınca ve arazi yüksek katlı condo geliştiricisine satılınca, başka hiçbir hayvanat bahçesi yaşlı ve zayıf fili kabul etmez. Bu durum kasaba için bir “fil sorunu” yaratır; hayvan terk edilmiş hayvanat bahçesinde dört ay boyunca izole bir şekilde kalır ve geliştiricinin yıkım ve inşaata başlamasını engeller.
Belediye başkanı bir anlaşma yapar: kasaba file ücretsiz sahip çıkacak, geliştirici fili barındıracak araziyi sağlayacak ve hayvanat bahçesinin eski sahipleri bakıcının ücretini ödeyecektir. Ancak kasabalılar arasında bir muhalefet hareketi yükselir; fili barındırmanın pahalı, tehlikeli ve anlamsız olduğunu savunurlar. Kasabalılar, filin ne olacağından çok kentsel genişleme ve altyapı iyileştirmeleriyle ilgilenmektedirler. Belediye başkanı, yeni yüksek katlı geliştirmeden elde edilecek vergi gelirinin filin bakım masraflarını karşılayacağını, filin yaşlılığının tehlike oluşturmadığını ve filin kasabanın sembolü olabileceğini söyler. Sonuçta kasabanın evsiz filin sahipliğini üstlenmesine karar verilir.
### 3.3. Fil Evi ve Bakıcı Noboru Watanabe
İlkokulun spor salonu boş bir araziye taşınarak geçici fil evi olarak kurulur. Anlatıcı, binanın açılış törenini hatırlar: belediye başkanının konuşması, bir ilkokul öğrencisinin okuması ve bir topluluk resim yarışması. Bu gösterilerin anlamsızlığı karşısında şaşkına döner; fil kayıtsız kalır ve ayak bileğine bağlı zincirle beton bir levhaya bağlı tutsaktır.
Fil ile çarpıcı bir fiziksel benzerlik taşıyan yaşlı bakıcı Noboru Watanabe, fil evine bitişik küçük bir odada yaşar. Bakıcı yalnız ve sosyal olarak içe dönüktür; iki yaşlı yaratık kasabalılar tarafından genellikle görmezden gelinir. Fil ve bakıcısı arasında, anlatıcının düzenli olarak fil evini ziyaret ederek gözlemlediği yakın bir bağ gelişir. Fil ve bakıcı, anlatıcıyı şaşkına çeviren karmaşık bir iletişim sistemine sahip gibi görünmektedir; filin sözlü komutları anlayıp anlamadığını, bakıcının bacağına vurmasına mı tepki verdiğini yoksa telepatik olarak mı iletişim kurduklarını çözemez.
### 3.4. Kayboluş ve Tutarsızlıklar
Kasaba filin sahipliğini aldıktan bir yıl sonra, hayvan ve bakıcısı ortadan kaybolur. Anlatıcı, gizemli koşullar ve medyanın nispeten yüzeysel haberciliği karşısında büyülenir. Anlatıcı, filin kaçmadığına, kaybolduğuna inanmasına yol açan üç tutarsızlığı özetler:
1. Filin bacağına bağlı zincir, fil evinde hâlâ kilitli ve anahtarları yerlerinde bulunmuştur.
2. Makul bir kaçış yolu yoktur.
3. Fil ayak izi yoktur.
Bu gerçeklere rağmen kasabanın geri kalanı filin ya çalındığı ya da kendi başına kaçtığı izlenimindedir. Anlatıcı, durumun saçmalığı ve kafa karışıklığı içinde gazete muhabirinin, belediye başkanının ve yerel polisin, normalik duygusunu korumak amacıyla tek makul sonucu (filin ve bakıcısının havada kaybolduğunu) inkâr ettiklerine inanır.
Belediye başkanı kasabalılara fili çalmanın “kötü niyetli bir eylem” olduğunu ve cezalandırılacağını garanti ederken, kasabanın muhalefet partisi üyeleri filin kayboluşunun yozlaşmış bir siyasi manevra olduğuna inanmaktadır. Anlatıcı kısa süre polisin filin nerede olduğuna dair bilgi talebine yanıt vermeyi düşünür ama polisin filin basitçe kaybolduğu olasılığını değerlendirmeye bile istekli olmadığına inandığı için bundan vazgeçer. Polis, askeri birlikler ve itfaiyeden yardım alarak fili aramak için büyük bir kamuoyu kampanyası düzenler, ancak sonuç alınamaz.
### 3.5. Anlatıcının Takıntısı ve Toplumsal Unutuş
Bu arada anlatıcı, fil hakkındaki gazete haberlerini ve editoryal karikatürleri takıntılı bir şekilde takip ederek birden fazla albümü kupürlerle doldurur. Tüm haberlerin “ya anlamsız ya da konuyu ıskaladığını” ve filin kaybolduğu olasılığını kabul etmediğini görünce hayal kırıklığına uğrar. Anlatıcı, insanların davayı çözülemez olarak görmeye başladığına ve monoton günlük yaşamlarının ortasında fili unuttuğuna inanır. Kapısı artık ağır bir zincirle kilitli olan fil evini ziyaret eder ve binanın erken çürüme belirtilerini ve “kıyamet ve ıssızlık havasını” fark eder.
### 3.6. Editörle Karşılaşma ve İtiraf
Eylül sonunda, fil ve bakıcısı kaybolduktan yaklaşık dört ay sonra, anlatıcı sisli bir gecede yağmurun yaz anılarını yıkadığını hisseder. Bu gecede anlatıcı (bir elektrikli ev aletleri üreticisinde halkla ilişkilerde çalışmaktadır), şirketinin yeni reklam kampanyasının lansman partisinde çekici genç bir kadınla (bir kadın dergisi editörü) tanışır. Anlatıcı, kadına çeşitli mutfak aletlerini gezdirir ve açıklarken, başarılı bir mutfak yaratan temel ilkenin birlik olduğunu vurgular. Anlatıcı ve kadın şakalaşmaya başlar ve şampanya eşliğinde ortak tanıdıklar, aile ve kariyer hakkında sohbet ederek iyi anlaşırlar.
Anlatıcı ve kadın birbirlerinden hoşlanır ve anlatıcı sohbetlerine partiden sonra otel kokteyl salonunda devam etmeyi teklif eder. Dışarıdaki yağmuru tekrar fark eder ve şehir ışıkları “sisin içinden bulanık mesajlar gönderir”. İkisi yüzeysel konular hakkında konuşmaya devam ederken, anlatıcı konuyu derinleştirmeye karar vererek kadına fili anlatır. Filin kayboluşu hakkındaki “benzersiz görüşünü” paylaşacak iyi bir dinleyici aradığını düşünür. İlk başta anlatıcı sadece medyanın olay hakkında söylediklerini aktarır, ta ki kadın onun kayboluşun “muhtemelen” tahmin edilemeyeceği yorumuna itiraz edene kadar. Kadın onu anlamakta zorlanır ve fil konusunun aralarında bir dengesizlik ve kopukluk yarattığını belirtir.
Anlatıcı, kadının fil hikâyesinde anlattığından daha fazlası olduğunu hissettiğini fark eder. Kayboluşun garip koşullarını ifade etmekte zorlandığını kabul eder ama pes edip tüm hikâyeyi anlatmaya karar verir. Anlatıcı, halkın okul gezisindeki çocukların fili kaybolmadan önce son görenler olduğuna inanmasına rağmen, aslında muhtemelen fili son görenin kendisi olduğunu açıklar. Fil evinin havalandırma açıklığından içeriyi görebileceği bir uçurum kenarında bir nokta bulmuş ve ara sıra buraya gelerek fili ve bakıcısını gözlemlemekten keyif almıştır. Anlatıcı, iki yaşlı yaratığın paylaştığı derin dostluğu ve sevgilerini ve sıcaklıklarını sadece özel olarak paylaştıklarını düşünür.
### 3.7. Dengesizliğin Zirvesi: Boyut Değişimi
Anlatıcı daha sonra kadına kayboluşun en garip yönünü açıklar: 17 Mayıs gecesi (kayboluştan önceki gece), fil ve bakıcısının görünümlerinde ani bir farklılık gözlemlemiştir. Onun bakış açısından, iki yaratık arasındaki denge değişmiş gibi görünmüştür; aralarındaki fiziksel boyut farkı azalmıştır. Anlatıcı başlangıçta bu büyülü ve imkânsız görünen değişimi eleştirmiş, ancak gördükleri için başka makul bir açıklama bulamamıştır. Sadece şu sonuca varabilir: ya fil küçülmüştür, ya bakıcı büyümüştür ya da her ikisi de aynı anda değişmiştir. Anlatıcı, o anda fil evini farklı bir gerçekliğin sardığına dair kesin bir değişim hissettiğini hatırlar.
Anlatıcı bu garip olayları kadına anlattıktan sonra, kadın kafası karışmış ve konuşamaz haldeyken aralarında garip bir sessizlik çöker. Otel barından ayrılırlar ve bir daha birbirlerini görmezler. Anlatıcı onu akşam yemeğine davet etmeyi düşünür ama bunun bir önemi olmadığına karar verir. Fil kaybolduktan sonra sık sık bu şekilde hissettiğini itiraf eder: eşyaların “uygun dengesini” kaybettiğini ve fil ile bakıcısının gizemli boyut değişimi ve kayboluşundan sonra içinde bir şeyin temelden değiştiğini.
### 3.8. Sonuç: Otomatik Pilot ve Unutuş
Anlatıcı normal hayatına otomatik pilotta devam eder, “doğal düzende algıladığı değişimden önceki anıların art görüntülerine dayanarak” yaşar. İnsanların dünyada ilerlerken birlik ve denge aradığına inanır ve pragmatik bir görünüm sergilemenin başarılı olmasını sağladığını düşünür. Anlatıcı hikâyeyi, medyanın ve kasabalıların fili ve bakıcısını unutmuş göründüğünü, ikisinin tamamen kaybolduğunu ve bir daha asla geri dönmeyeceklerini gözlemleyerek bitirir.
## 4. Karakterler
Öyküde dört ana ve iki yan karakter bulunmaktadır. Ana karakterler: anlatıcı, fil, Noboru Watanabe ve editör. Yan karakterler: belediye başkanı ve geliştirici.
### 4.1. Anlatıcı
Öykünün ana karakteri, yaşadığı Tokyo banliyösünden yaşlı bir filin ve bakıcısının kayboluşunu anlatan anlatıcıdır. İsmi verilmeyen, otuz bir yaşında, büyük bir elektrikli ev aletleri üreticisinde çalışan bir adamdır. Bekâr, yalnız bir adamdır ve tek başına yaşar. Öyküde bir albüm tutar, gazeteyi baştan sona okur, boş zamanlarında fil evine gider; tüm bunlardan onun mükemmeliyetçi ve titiz bir kişi olduğunu anlarız.
Anlatıcı, fille takıntısını her fil ile ilgili gazete haberini bir albümde saklayarak açıkça ortaya koyar. Ayrıca kasabanın fil sahibi olup olmaması gerektiği konusundaki tartışmaları izlemek için belediye meclisi toplantılarına katılmış ve fil evine taşındıktan sonra her fırsatta onu ziyaret etmiştir. Üstelik üç yıl önce sigarayı bırakmış olmasına rağmen fil kaybolduktan sonra yeniden başlamıştır. Tüm bunlar fille takıntılı olduğunu gösterir. Fili sevebilir ama hayvan sever bir kişi değildir. Bunu şu ifadeden açıkça anlayabiliriz: “Yine de, bir şeyi öldürmek söz konusu olamazdı. Bir örümcek maymunu ya da yarasa olsaydı, bunu gizleyebilirlerdi, ama bir fili öldürmek örtbas edilemeyecek kadar zor olurdu…” Bu alıntıda, küçük bir hayvanı öldürmenin sorun olmadığını söyleyerek fil sorunu hakkındaki düşüncelerini acımasız sözlerle ortaya koyar.
Anlatıcı, gazeteyi baştan sona okuması, albüm tutması ve fille ilgili her ayrıntıyı takip etmesiyle obsesif-kompulsif kişilik özellikleri sergiler. Aynı zamanda içe dönük, yalnız ve iletişim kurmakta zorlanan bir karakterdir. Editörle tanıştığında bir bağ kurma potansiyeli olsa da, fil hikâyesini anlatmaya başladığında bu bağ kopar ve bir daha görüşmezler. Bu, anlatıcının derin yalnızlığını ve iletişim kuramama sorununu vurgular.
### 4.2. Fil
Öyküdeki bir diğer ana karakter olan fil, isimsiz ve sembolik bir karakterdir; eski bir yaşam tarzını temsil eder. Öykü boyunca nasıl kaybolduğunu kimse bilmez, bu nedenle gizemli bir karakterdir. Kesin yaşı bilinmemektedir ancak kaybolmadan yirmi iki yıl önce Doğu Afrika’dan kasabaya geldiğini öğreniriz. Bu nedenle yaşını tahmin edebiliriz. Yaşlılığı, kasabanın hayvanat bahçesi kapandığında başka bir hayvanat bahçesine nakledilememesine neden olur.
Fil, aynı zamanda doğanın, geleneksel değerlerin ve insanın doğayla olan ilişkisinin bir sembolüdür. Kasabalılar tarafından bir maskot olarak benimsenmiş olsa da, özünde tutsak bir hayvandır ve özgürlüğünden mahrum bırakılmıştır. Kayboluşu, doğanın insandan intikamı ya da doğanın kendini geri çekmesi olarak yorumlanabilir.
### 4.3. Noboru Watanabe (Bakıcı)
Öyküdeki tek isimlendirilmiş karakter olan Noboru Watanabe, fili on yıldan fazla bir süredir besleyen altmış üç yaşında, küçük, kemikli bir hayvanat bahçesi bakıcısıdır. Anlatıcı onu “sessiz, yalnız görünümlü yaşlı bir adam” olarak tanımlar; filin tüm ihtiyaçlarını karşılar ve fil evine bitişik prefabrik bir evde yaşar. Genellikle fili görmeye gelen çocuklara karşı naziktir ve hayvanat bahçesi yetkilileri onu bilgili ve güvenilir olarak tanımlar. Arkadaş canlısı bir kişidir ve bu öyküde açıkça belirtilmiştir: “Biri onunla konuşursa, o da cevap verir ve kendini açıkça ifade ederdi.” O da öykü boyunca fil ile birlikte gizemli bir karakterdir; nasıl kaybolduğunu kimse bilmez.
Bakıcı, fille arasında derin ve sessiz bir bağ vardır. Fiziksel olarak file benzemesi, ikisinin de yaşlı ve yalnız olması, aralarındaki ilişkinin bir tür ayna imgeleri olduğunu gösterir. Bakıcının toplumdan izole bir şekilde fil evinde yaşaması, modern toplumda kendine yer bulamayan bireyin sembolüdür.
### 4.4. Editör
İsmi verilmeyen ve genç ev kadınları için bir derginin editörü olan kadın, zeki ve meraklı yirmi altı yaşında bir kadındır. Öykünün ikinci bölümünde anlatıcıyla bir partide tanışır. Anlatıcıyla sohbet ederken ortak noktaları olduğunu fark ederler ve sohbet ilerledikçe birbirlerinden hoşlanmaya başlarlar. Ancak anlatıcı kayıp filleri anlatmaya başladığında atmosfer değişir ve anlatıcı “Sana fileden bahsetmemeliydim” diyerek kendini güvensiz hisseder.
Editör, anlatıcının potansiyel bir bağ kurabileceği tek kişidir ancak bu bağ, anlatıcının gerçeklik algısındaki farklılık nedeniyle kopar. Editör, anlatıcının anlattığı hikâyeyi anlayamaz ve ikisi arasında bir dengesizlik oluşur. Bu, anlatıcının toplumla olan kopukluğunun ve yalnızlığının bir yansımasıdır.
### 4.5. Belediye Başkanı
Öyküdeki yan karakterlerden biri olan belediye başkanı, anlatıcının yaşadığı kasabanın belediye başkanıdır ve fil sorununun müzakere edilmesinde ve kasabanın fili sahiplenme kararında rol oynar. Pragmatik ve çözüm odaklı bir figür olarak tasvir edilir.
### 4.6. Geliştirici
Diğer yan karakter olan geliştirici, eski hayvanat bahçesinin arazisine yüksek katlı bir condo binası inşa etmeyi planlayan kişidir. Modernleşmenin ve ticari çıkarların temsilcisidir.
## 5. Semboller
Öyküde üç belirgin sembol farklı şeyleri temsil etmektedir:
### 5.1. Fil ve Bakıcı
Yüksek katlı condominiumların inşası öykünün olaylarını harekete geçirir. Bu condolar eski hayvanat bahçesinin yerini alarak filin yeni bir fil evine taşınmasını zorunlu kılar. Böylece hem fil hem de bakıcı, modernleşme ve konut projeleri tarafından kenara itilen eski yaşam tarzlarının ve samimi ilişkilerin sembolü haline gelir.
### 5.2. Çelik Kelepçe (Zincir)
Çelik kelepçe, geçmişe tutunmaya çalışan insanları sembolize eder. Kelepçelerin “kayboluş” sonrası tek başına bırakılması gibi, geçmişe tutunan insanlar da değişim tarafından geride bırakılır.
### 5.3. Albüm (Scrapbook)
Albüm, kaybolan fili günden güne unutan insanları sembolize eder. Anlatıcı, fil hakkındaki haberleri bir albümde saklar. Fil hakkında herhangi bir makale bulduğunda hepsini keser ve albümüne yapıştırır. Böylece fil hakkındaki tüm bilgileri yok eder ve insanlar onları unutmaya başlar.
## 6. Temalar
### 6.1. Yalnızlık ve İzolasyon
Öyküde anlatıcı zamanının çoğunu yalnız geçirir, yalnız aktivitelerle meşgul olur. Tek doğrudan karşılaşması, bir başka izole birey olan dergi editörüyledir. Bekâr ve çocuksuzdur, o da öyledir. Onu çekici bulmasına rağmen, bu neredeyse ona ulaşmasını sağlayacak olsa da, ne yazık ki derinleşen izolasyonundan kurtulamaz.
Yaşlı fil ve bakıcısı Watanabe, bir başka çocuksuz birey çiftidir. Hayvan, son yıllarını bir kafeste, kendi türünden izole bir şekilde geçirmek üzere uzak bir diyardan getirilmiştir. Yaşlı bakıcı, fil evinde yaşamayı seçerek ailesi yoktur ve toplumda kendisi için başka bir yer görmemektedir. Tamamen kendini yaşlı file adamıştır.
Murakami’nin eserlerinin okuyucuyu çekmesinin en büyük nedeni, karakterlerin çoğunlukla entelektüel ve yalnız insanlar olmasıdır. “Fil Kayboluyor”da bu tema, anlatıcının iç dünyasında ve toplumla olan ilişkisinde merkezi bir yer tutar.
### 6.2. Dengesizlik (İmbalance)
Öykünün ana temalarından biri, eşyaların dengeden çıkması fikridir. Bu tema, anlatıcının editöre mutfak tasarımında birliğin önemini anlatmasıyla ortaya çıkar: “En güzel tasarlanmış eşya bile çevresiyle dengesiz olursa ölür.” Anlatıcı daha sonra filin bakıcısına kıyasla boyutundaki değişimi anlatırken bir canlının çevresiyle arasındaki dengenin önemini vurgular.
Dengesizlik teması, hem bireyin iç dünyasında hem de toplumsal düzeyde işlenir. Anlatıcı, fil kaybolmadan önce içinde bir denge kurmuştur ancak fil kaybolduktan sonra bu denge bozulur. Toplum düzeyinde ise, modernleşme ve kentleşme geleneksel değerleri ve doğal dengeyi bozar.
### 6.3. Gerçeklik ve Görünüş
Dengesizlik temasıyla bağlantılı olarak, gerçeklik ile görünüş arasındaki karşılaştırma vardır. Garip olayı haber yapan muhabir, tüm gerçekler doğaüstü bir kayboluştan başka bir şeye işaret etmese de, filin basitçe kaçtığı yönünde yanlış izlenimi sürdürmek için çok çaba sarf eder. Anlatıcı bunun gerçekten garip olduğunu belirtir ve tüm kasabalıların benzer bir normallik maskesi altında saklandığını gözlemler.
Anlatıcı, gerçeklik ile görünüş arasındaki farkı ayırt edemez hale gelir ve kendi algısını sorgular. Bu, modern insanın gerçeklik algısındaki belirsizliği ve kırılganlığı yansıtır.
### 6.4. Pragmatizm Yeterli Değildir
Anlatıcı, pragmatizm ve düzeni uyumlu bir yaşam için gerekli görür, ancak filin kayboluşundan sonraki değişimi, bu değerlerin tek başına mutluluk için yeterli olmadığını gösterir. Anlatıcı, toplumun pragmatik bir yer olduğu, düzen, denge ve birliğin hayatı kolaylaştırdığı yönünde bir pragmatizm teorisine sahiptir. Anlatıcı bu birlik duygusundan memnuniyet duyuyor gibi görünmektedir. Pragmatizm, dünyayı ve kendisinin bu dünyadaki yerini anlamasının anahtarıdır. Ancak filin hikâyesi ve kayboluşu, anlatıcının varsayımına meydan okur.
Belediye başkanının fil sorununa bulduğu çözüm (fili sahiplenmek, kendi fil evinde barındırmak ve bakıcısının onunla ilgilenmeye devam etmesine izin vermek) çok pragmatik bir çözüm olarak sunulur ve tüm taraflar için işe yarar. Ancak fil mutlu görünmemektedir. Bakıcısıyla yalnız kaldığında memnundur, ancak diğer durumlarda yalnız ve tepkisiz görünmektedir. Filin tavrı, en pragmatik çözümün mutluluğu optimize eden çözüm olmayabileceğini düşündürür.
Editörün mutfakta pragmatizmden kaynaklanan birlikten daha önemli şeyler olduğu yönündeki önerisi, pragmatizmin mutluluk için yeterli olmadığının bir başka ipucudur. Pragmatizm, insanların mutfakta ve daha geniş anlamda toplumda işlev görmesine yardımcı olur, ancak editör bir mutfağı hoş bir yer yapan tanımlanamayan bir şey olduğunu söyler. Öykü boyunca tanımsız kalan bu nitelik, anlatıcının fil kaybolduktan sonra hayatında eksik bulduğu şeydir. Pragmatizmi bu noktaya kadar gelişmesine yardımcı olmuştur, ancak bu pragmatizme olan inancı kırıldığında başka hiçbir şeyi kalmamıştır. Sonuç olarak, etrafındaki dünya solmaya başlar ve hayatından eskisi gibi zevk alamaz. Anlatıcı için pragmatizm gerekli ama mutluluk için yeterli değildir.
### 6.5. Dengesiz İlişkiler Sonuç Doğurur
Öyküde varlıklar arasında bağlar kurulur ve bu bağlar koptuğunda veya değiştiğinde sonuçları olur. En belirgin örnek fil olayıdır. Anlatıcı, fil ile bakıcısı arasında özellikle yakın bir bağ olduğunu anlatır. Kayboldukları gece, ilişkilerinde bir şey değişir. Anlatıcının görüşüne göre, fil küçülmeye başladığında ikisi arasındaki “denge” bozulur. Bu dengesizlik, her ikisinin de gece içinde kaybolmasına yol açar, ancak tam olarak nasıl olduğu belirsizdir. Öykünün yazıldığı sırada hayvanat bahçelerine yönelik tutumlar değişmekteydi. Filler özellikle giderek daha fazla tehlike altına giriyordu. Öyküdeki olay, insan ve doğa arasındaki dengesiz bir ilişkinin belirli hayvan türlerinin yok olmasına veya kaybolmasına yol açabileceğini düşündürür.
Anlatıcı ile editör arasındaki ilişki de bu fikrin bir başka ifadesidir. İkisi hızla anlaşır ve bir bağ kurma yolunda gibi görünürler. Aralarında tanıdıklar, yaş ve kötü görme gibi birçok benzerlik bulurlar. Ancak sonunda, fil hakkındaki tartışmaları nedeniyle bağları dengesizleşir. Kolay sohbetleri garip bir şekilde durur. Ardından editörün varlığı azalır ve sonra etkili bir şekilde anlatıcının hayatından kaybolur. Anlatıcı ile editör arasındaki dengesiz ilişki, fil ile bakıcı arasında olanı yansıtır ve her iki durumda da bu dengesizlik küçülmeye ve nihayetinde kaybolmaya yol açmıştır.
### 6.6. İnsanlar Gerçekliği Reddeder veya Görmezden Gelir
Kaybolan fil olayı, anlatıcı ile dünyanın geri kalanı arasında bir gerçeklik algısı farkı yaratır. Anlatıcı gerçekte ne olduğunu görmüştür, ancak filin küçülen boyutu hiçbir anlam ifade etmez ve açıklanamaz. Kasabalıların ve yetkililerin teoriler üretme ve arama yapma gibi olağan hareketlerini izler, ancak hiçbir teorinin anlamlı olmadığı ve bir fil kadar büyük ve belirgin bir hayvan için arama ekibinin saçma olduğu açıktır.
Yetkililer yine de normal bir kayboluş için yapacakları süreci izlerler. Ancak anlatıcı tanık olduğu olayı görmemiş gibi yapamaz ve bu onu etkili bir şekilde kendine ait bir gerçekliğe yerleştirir. Anlatıcı polisi aramayı düşünür ama inanılmayacağını bildiği için bir şey söylememeye karar verir. Gerçek hikâyeyi editöre anlatmaya başladığında, neredeyse anında pişman olur ve gerçekliğinin editör için fazla garip olacağını hisseder. Sonunda herkes fili tamamen unutur ve hikâye haberlerden silinir. Fil sadece fil evinden değil, insanların zihninden de kaybolur; çünkü insanlar garip ve rahatsız edici bir gerçekliği kabul etmektense görmezden gelmeyi tercih ederler.
### 6.7. Gelenek ve Modernite Çatışması
Öykünün son konusu gelenek ile modernite arasındaki farktır. Öykü yazıldığında Japonya’da 1980’lerde bir ekonomik patlama yaşanıyordu. Murakami öyküsüne yüksek katlı condoların inşasını yerleştirir. Hayvanat bahçesi yıkılmalı ve yerine yüksek binalar yapılmalıdır; bu binalar hayvanat bahçesinin yerini alır. Bu, Japonya’nın kentleşmesi anlamına gelir. Ancak Murakami modern yaşamın saçma olduğu fikrini destekler ve kasabadaki insanların fil gibi eski değerlerini unutmamaları gerektiğini savunur. Çünkü fil ve bakıcısı eski yaşam tarzlarını, samimi ilişkileri ve geleneği yansıtır. Bu nedenle anlatıcı, kaybolsalar bile onlar hakkındaki bilgileri ve haberleri takip etmiştir.
## 7. Anlatı Teknikleri ve Üslup
### 7.1. Büyülü Gerçekçilik
Murakami’nin büyülü gerçekçilik tarzı, doğası gereği paradoksal görünmektedir; gündelik yaşamın sıradan yönleri gerçeküstü bir şekilde betimlenir ve bu da Japon toplumunun daha büyük sorunlarını ele alır. Bu rahatsız edici özellik, kasabayı ve anlatıcıyı pençesine alan bölünmüşlük temalarını etkili bir şekilde iletir.
Öyküde büyülü gerçekçilik, filin ve bakıcısının boyutlarındaki değişimle zirveye ulaşır. Bu imkânsız olay, gerçekçi bir anlatı içinde sunulur ve okuyucuyu gerçeklik algısı konusunda belirsizliğe sürükler.
### 7.2. Anlatıcının Kayıtsız Tonu
Murakami, anlatıcının genel kayıtsız tonunu, genişletilmiş metaforları ve filin kayboluşu sembolünü etkili bir şekilde kullanarak modernitenin istilacı doğasını zayıflatır ve genellikle unutulan geleneksel ideallerin önemine dikkat çeker. Nihayetinde bu, anlatıcının iç çatışmasına bile yansır; ürkütücü ve gizemli bir yabancılaşma duygusunun ve bunun aksine paradoksal bir birliğin olduğu bir toplumda kimlik arayışında gezinmeye çalışır.
### 7.3. Su Motifi
Murakami, kayboluş bilincini vurgulamak için suyu bir motif olarak kullanır. Su motifi, eşyaların suya karışıp kaybolması duygusunu iletir. Su buharlaşıp havaya karışabildiği için bu, kayboluşu yansıtır: “Günlük yaşamın sonsuz dalgalanması ve geri çekilmesi ortasında, kayıp bir file olan ilgi sonsuza kadar süremezdi.”
Murakami, okuyucuya kasvet ve üzüntü duygusu vermek için yağmuru da kullanır: “Filsiz geçen birkaç kısa ay, mekâna devasa, baskıcı bir yağmur bulutu gibi asılan bir kıyamet ve ıssızlık havası vermişti.”
8. Çatışma
8.1. Anlatıcı ile Toplum Arasındaki Çatışma
Anlatıcı, kasabanın hayvanat bahçesinin bir geliştiriciye satılarak yerine yüksek katlı condo inşaatı yapılmasını eleştirdiği için toplumla çatışma halindedir. Yani, inşaat nedeniyle hayvanat bahçesindeki filin evsiz kalabileceğini vurgular. Ayrıca, insanların filin kayboluşunu bir ay içinde unuttuğunu eleştirir. İnsanlar fil olayını çözülemez gizemler kategorisine itmeye başlamışlardır. Böylece, toplumun çözemedikleri olayları unutma eğiliminde olduğunu düşünür.
8.2. Anlatıcının Kendi İç Çatışması
Anlatıcı, yaşlı bir filin ve bakıcısının kayboluşuna takıntılı olduğu için kendine odaklanamaz. Örneğin, bir kadınla tanışır ve kadın anlatıcıyı ilginç bulana kadar ortak noktaları olduğunu fark ederler, ancak anlatıcı fil hikâyesini anlatmaya başlayınca bir daha görüşmezler. “Bir şey yapmak istediğimi düşünmeye başlardım, ama sonra yapmanın ve yapmamanın muhtemel sonuçlarını ayırt edemez hale gelirdim.” alıntısı, hayatına odaklanmaya çalışsa da bir şey yapamadığını gösterir. Çünkü fil ve bakıcısı kaybolduktan sonra dengesini kaybetmiştir.
8.3. Bakıcı ile Toplum Arasındaki Çatışma
Yaşlı bakıcı, fil evinde yaşamayı seçtiği için ailesi yoktur ve toplumda kendisi için bir yer görmemektedir. Bu, bireyin toplumla olan kopukluğunu ve yabancılaşmasını temsil eder.
9. İroni
Fil, gazetede kaçmış olarak bildirilir, ancak kaçış hakkında hiçbir kanıt yoktur. Birincisi, filin bacağı çelik bir kelepçeyle bağlıdır. Diğeri kaçış yoludur. Fil evi devasa bir çitle çevrilidir. Yani filin bu muhafazadan kaçmasının hiçbir yolu yoktur. Sonuncusu fil ayak izidir. Tepede hiçbir ayak izi yoktur. Kısaca, muhabirler filin kaçtığını düşünse de hiçbir kanıt yoktur.
Diğer bir ironi ise, anlatıcının yaşlı fil ve bakıcısının boyutlarının daha eşit hale geldiğini iddia etmesidir, ancak bu imkânsızdır. Muhtemelen bir denge sorunu olduğu için bu bir yanılsama olabilir.
10. Sonuç ve Genel Değerlendirme
Özetle, öykü, kasabanın filinin ve bakıcısının kayboluşunu içeren bir gazete haberi okumak için uyanan isimsiz bir anlatıcı tarafından anlatılır. Anlatıcı fileden etkilenmiştir ve editöre kayıp fillerin hikâyesini anlatır. Ayrıca ona boyutlarının değiştiğini ve daha eşit hale geldiğini söyler. Fil kaybolmadan önce anlatıcı içinde bir denge kurmuştur ancak fil kaybolduktan sonra dengesi bozulur.
Anlatıcı, gerçeklik ile görünüş arasındaki farkları ayırt edemez ve kendi algısını sorgular.
Öykünün son konusu gelenek ile modernite arasındaki farktır. Öykü yazıldığında Japonya’da 1980’lerde bir ekonomik patlama yaşanıyordu. Murakami öyküsüne yüksek katlı condoların inşasını yerleştirir. Hayvanat bahçesi yıkılmalı ve yerine yüksek binalar yapılmalıdır; bu binalar hayvanat bahçesinin yerini alır. Bu, Japonya’nın kentleşmesi anlamına gelir. Ancak Murakami modern yaşamın saçma olduğu fikrini destekler ve kasabadaki insanların fil gibi eski değerlerini unutmamaları gerektiğini savunur. Çünkü fil ve bakıcısı eski yaşam tarzlarını, samimi ilişkileri ve geleneği yansıtır. Bu nedenle anlatıcı, kaybolsalar bile onlar hakkındaki bilgileri ve haberleri takip etmiştir.
Murakami’nin “Fil Kayboluyor” öyküsü, büyülü gerçekçilik tarzında yazılmış, çok katmanlı ve sembolik bir anlatıdır. Öykü, modernleşme sürecindeki Japon toplumunun yaşadığı dengesizlikleri, bireyin kimlik arayışını, yalnızlığı ve geleneksel değerlerin kaybını ele alır. Filin ve bakıcısının gizemli kayboluşu, doğanın insan tarafından sömürülmesine karşı bir tepki ve doğanın kendini geri çekmesi olarak yorumlanabilir. Anlatıcının fil hikâyesine olan takıntısı ve toplumun bu olayı unutma eğilimi, birey ile toplum arasındaki kopukluğu ve modern insanın gerçeklik algısındaki krizi yansıtır.

Bir Cevap Yazın