Yeni evimize taşınalı birkaç hafta olmuştu. Henüz hiç kimseyle tanışma fırsatım olmamıştı. Bir akşam apartmanın içinde, “Vermem, ben kullanacağım!” diye garip, tiz bir ses avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Karşısındaki sakin bir erkek, hep aynı şeyleri tekrarlıyordu.
Yavaşça sokak kapısını aralayıp ne olduğunu anlamaya çalıştım. Erkek sakin sakin, “Siz kullanamazsınız, en az üç yıldır araba kullanmadınız ki. Müsaade edin, ben kullanayım,” dedikçe o cırtlak ses, “Vermem anahtarı, vermem!” diye bağırmaya devam ediyordu.
Birkaç akşam sonra ona apartmanın kapısında rastladığımda kocaman kenarlı siyah şapkası, dantel eldivenleriyle, kabarık elbisesinin uçlarına takılmış rengârenk taşlı pullu süslerle salına salına apartmanın dışında yürüyordu. Taşındığımdan beri üstü özenle örtülü, eski bir Plymouth kapının önünde duruyordu. Hafifçe selam vermek istedim fakat öyle gururla yürüyordu ki beni görmedi bile.
Arabanın içinden İnan delikanlı, “Seyyare Hanım, benzin yok, lastikleriniz aşınmış,” dedikçe umulmadık o tiz ses gene aynı şekilde bağırmaya başladı:
“Çekil şuradan! Dünkü çocuklardan akıl mı alacağım? Benden iyi araba kullanan yok, bırak!”
Efendi, sakin delikanlı ise “Seyyare Hanım, ben önce arabayı hazırlayayım, gene siz kullanın,” dedikçe kadın aralıksız, “Anahtarımı ver, çabuk!” diye bağırıyordu. Zaten birkaç adımda arabaya binmesiyle hızlıca tozu dumana katıp gözden kaybolması bir oldu. Genç bey, kendini can havliyle kaldırmaya güçlük çekti.
Günler geçtikçe bu özel hanımın üst katımda oturduğunu öğrenmek beni çok şaşırttı. Hiç sesi çıkmazdı. Yukarıda ne bir ayak sesi ne bir su sesi ne de bir kapı gıcırtısı duyulurdu. Pencere ve perdeler hep kapalı durur, hiç açılmazdı. Dışarıdaki başka, içerideki bambaşka birisi gibiydi.
Zaman ilerledikçe apartmanda merhabalaştıklarım arttı. Seyyare Hanım’ın tuhaflıkları konuşulur olmuştu. Her gün birbirinden ayrı tuhaf şeyler yapıyordu. Fakat akşamları araba takıntısı hiç bitmeden devam ediyordu.
Sakin delikanlı her akşam gelip arabanın örtüsünü kaldırıp arabayı çalıştırıyor, Seyyare Hanım gidip hep aynı çekişmeyle anahtarları alıp kendi oturuyor ve arabayı kullanıyordu.
Daha önceleri hiç kimseyle muhatap olmayan Seyyare Hanım’a büyük bir enerji gelmişti. Artık kapı kapı dolaşıp her akşam başka bir felaket senaryosu anlatıyordu. Bir akşam, “Yarın deprem olacak!” diye tüm apartmanı ayağa kaldırırken bir başka gün, “Koşun, en büyük banka kapatılıyor! Paralarınızı çekin, el kondu her şeye, paralarınızı alamayacaksınız!” diye herkesi inandırmaya çalışıyordu.
Daha olmadı, araç plakalarında bir işaret gösterip “Plakasında olmayanlar yarın trafiğe çıkmayacak!” diye herkesin aklını karıştırmaya devam ediyordu.
“Siz bu haberleri nereden duyuyorsunuz?” deyince, “Haber dinlemeyen cahiller! Ben bütün haberleri Facebook’tan öğreniyorum,” diye hepimizi akşamları azarlıyordu.
Onu son kez gördüğümde, “Gelecek, gelecek, beni almaya gelecek! Eve girmem, bırakın!” seslerinin nereden geldiğini, daha doğrusu ne olduğunu anlamaya çalışırken derin bir hüzünle donup kaldım.
Seyyare Hanım merdivenlerde oturmuştu. Üzerinde acayip bir gelinlik vardı; her yerinden parçalanmış, lime lime dökülüyordu. Ağlayıp bağırmaktan saçları perişan olmuş, yüzündeki boyalar birbirine karışmıştı. Bir sürü beyaz şifon eşarbı birbirine düğümleyerek yaptığı duvağını yere atmış, üstüne topuklarını vura vura tekmeliyordu.
Herkes ayrı ayrı, “Seyyare Hanım, lütfen evinize girseniz, sizi soyup güzelce giydirelim,” dedikçe, “Gelecek, gelecek, beni almaya gelecek!” diye bağırmaya devam ediyordu. Gittikçe bağırtılı ağlaması inlemeye döndü. Onu olduğu yerden kimse kaldıramıyordu.
Polisler, genç delikanlı ile birlikte geldi.
“Evet, benim uzaktan akrabam olur. Kimsesi yok benden başka. Facebook’tan tanışmış, bugün gelecek, beni alacak diyor. Evleneceklermiş. Lakin dün bankadaki bütün paralarını olduğu gibi onun hesabına geçirmiş.”
Komşular hep birden dövünüp “Eyvah, gitti Seyyare’nin bütün paraları!” dese de Seyyare Hanım’ın paraları umurunda değildi. Tek derdi, Facebook’ta tanıştığı, biraz sonra gelip onu alacak damadın nerede kaldığıydı.
O akşam onu polis eşliğinde ambulansla götürdüler. Bir süre sonra evi boşaltıldı. Seyyare’den kimse doğru düzgün bir haber alamadı. Sadece bazıları, sonradan bir kızının ortaya çıkmış olduğunu ve kibar delikanlıyı da o kızın kovduğunu söylediler. Bunlar söylentiden ibaretti.
Kimse tam olarak bilemedi, sonunda ne oldu Seyyare’ye?
Serap Alsırt

Bir Cevap Yazın